İnsanın annesi ölünce yüreğinde derin bir yara açılırmış: hiçbir merhemin geçiremediği bir yara. Zaman, o yaranın üstüne bir örtü örtermiş. Başlarda ince, sonraları daha da kalın örtüler. Böyle böyle zaman geçermiş ve yara artık görünmezmiş, hatta zannedermişsin ki yara iyileşti. Ama bazen öyle şiddetli rüzgarlar esermiş ki yaranın üstündeki örtüler birer birer uçarmış. Anlarmışsın ki zaman bu yarayı sarmaya yetmiyor. İşte öyle bir zamandayım anne! Üstümden zaman geçiyor ama bu yara iyileşmiyor.
Kasaba, engel olamadığı bir tokattan korunmak için eliyle yüzünü kapayıp bekleyen bir zavallıya benziyordu. Evlerin hepsine sanki bir ölüm sürgüsü çekilmişti. Çünkü hayatta kalmak isteyen ölü taklidi yapmak zorundaydı.