Beyza Yesilot

Beyza Yesilot
@yesilotbeyza
Puan vermedi·188 syf.··
2025 14. kitabı
Dostoyevski'nin "Öteki" adlı eseri yalnızca bir delilik öyküsü olmaktan öte, bireyin içsel çatışmalarının ve toplumsal yabancılaşmanın tetiklediği "benlik parçalanmasını" derinlemesine işleyen psikolojik bir anlatıdır. Golyadkin'in hikayesi bilinçdışının bastırılmış içeriklerinin bireyin zihninde nasıl bir kaos yarattığını gösterir. Bu bastırma Golyadkin'de bir kırılma noktası yaratır ve Golyadkin Jr. somut bir yansıma olarak ortaya çıkar. Golyadkin Jr. kahramanımızın olmak istediği ama olamadığı bir figürdür. Özgüvenli, kurnaz ve sosyal açıdan başarılı... Golyadkin'in yaşadığı benlik dağılması FREUD'un yapısal kuramı açısından bakıldığında "İd" ın "Ego" ya saldırısı şeklinde yorumlanabilir. Kitap boyunca da Golyadkin Jr. kahramanımız Golyadkin'e saldırır. Freud'un teorisine göre egomuz ve idimiz büyük bir kavgaya tutuşursa bastırılan id, simgesel ya da sembolik biçimlerde geri döner. Golyadkin'in karşısına çıkan Golyadkin Jr. gibi. Eser, CARL GUSTAV JUNG'un analitik psikolojisi çerçevesinde incelendiğinde; persona, gölge ve bireyselleşme süreci gibi kavramlar ön plana çıkar. "Persona" bireyin toplum karşısında taktığı maskeyi ifade eder. Golyadkin'in personası, itaatkar, mütevazı ve saygılı bir memur imajıdır. Bu maske onun bastırılmış arzularını ve içsel çatışmalarını gizler. "Gölge" ise kişinin sevmediği, korktuğu ya da reddettiği özelliklerini temsil eder. Bireyin sağlıklı bir benlik oluşturabilmesi için; gölge, persona ve diğer arketiplerle yüzleşip bu mücadeleden sağ olarak çıkması gerekir. Gölge ile yüzleşmek "bireyselleşme sürecinin" bir parçasıdır. Ancak Golyadkin bu yüzleşmeyi kaldıramaz ve benliği parçalanmaya başlar. Bu başarısızlık zihinsel çöküşle sonuçlanır ve akıl hastanesine kapatılır. Öteki adlı eser LACAN'cı bir okumaya çok elverişlidir. Ayna
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202530,5bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·172 syf.··
2023 9. kitabı
Ahlakın Soykütüğü Üstüne, bu kitap esasen bir kavga yazısıdır. Peki Nietzsche kiminle kavga etmektedir? Paul Ree ile. Sevdiği dostu Paul Ree'nin "Ahlaki Değerlerin Kaynağı" adlı kitabındaki düşünceleriyle kavga etmektedir. Bu kavga öncelikle temel ve basit kavramlar üzerinden başlıyor. İyinin ve kötünün ne demek olduğunu irdeliyor. Paul Ree iyiyi "bencil olmayan eylem" olarak tanımlamıştır. Ahlakın Soykütüğü bu tanımlamayı kabul etmiyor. Nietzsche, bencil olmayan bir eylemin insan ilişkilerinde var olamayacağını dolayısıyla da iyinin kökeninde bencil olmayan eylemi arayamayacağımızı söylüyor. Aynı şekilde "yararcılık" perspektifini de eleştiriyor. Mutlak yarar ya da mutlak zarar diye bir şeyin olmadığını ve bu fikri de kabul etmediğini belirtiyor. Tabii başkalarının fikirlerini reddedip konuyu orada bırakmıyor. Aynı zamanda bir filolog olan Nietzsche, iyi-kötü kelimelerinin etimolojik kökenlerini araştırmayı öneriyor. Daha doğrusu kendisi araştırıyor. İlginç bulgular elde ediyor. Meğerse "iyi" ilk kullanımıyla "soylu, yönetici,buyruk veren" anlamına geliyormuş. "Kötü" ise "cahil, köylü, güçsüz" anlamında kullanılıyormuş. Daha sonra Efendiler bir şeyi olumlu bulduklarında ona iyi demişler, olumsuz bulduklarına ise kötü denmiş. Güçlü, güçsüzün ismini belirlemiş. Sonra ne oluyor? Nietzche bir kurgudan bahsediyor. Zayıf ve sağlıksız olanlar zamanla bu değer yargılarına dönüştürmüş. Zayıflık "yararlılık" olmuş, acizlik "iyilik" ve boyun eğmek ise "itaat etmeye" çevrilmiş. Böyle baktığımız zaman da; köle ahlaklı insanlar, pençeleri yok diye kendilerini iyi sanan insanlarmış. Efendi ahlakı ile köle ahlakı arasında bir diğer önemli fark ise iyiyi ve kötüyü tanımlarken nereden başladıkları olmuştur. Efendi ahlakı, önce kendinden başlayıp iyiyi oluşturmuş, sonra karşılarına
Ahlakın Soykütüğü ÜstüneFriedrich Nietzsche · İlya Yayınları · 20082,659 okunma
Puan vermedi·520 syf.··
2023 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2023 16:45
Bazı kitaplar içimizde bir boşluk bırakıp giderler. Bazı insanlar gibi. Ruth gibi. Ruth Tanrılar kadar kıymetliydi. Çünkü Tanrı'nın yarattığı her şey Ruth da birleşiyordu ve onunla birlikte Tanrıya ulaşıyordu. Ruth "yaşamanın" ta kendisiydi bu yüzden onun gidişi varlıkları değersiz kılıyordu. Tabi bunlar benim yorumlarım, Martin Tanrı'ya inanmıyordu ancak Ruth' a baktığı ilk an sonsuzluğa inanmayı kabul etmişti. Size Ruth'u biraz daha anlatmak istiyorum. Aşık olunan salon kadını Ruth, Martin'in bahsettiği gibi kibar bir kadın değildi. Martin'in fikir yazılarını okuduktan sonra, bu yazıların sağlayacağı faydayı sorgulayacak kadar kabaydı. Pragmatik bir yosmaydı. Çevresindeki insanların yaşadığı hayatı yaşamak Ruth için çok önemliydi. Sıradan bir iş,sıradan bir eş, gösteri budalalığı, diğer insanların gözünde normal bir görünüm kazanmak Ruth için mutluluk demekti. Mutlu olmak için aşkına ihanet edip ondan vazgeçen biriydi, tekrar söylüyorum pragmatik bir yosmaydı. Bunun için onunla ilgili cümlelerime başlarken "yaşamanın" ta kendisiydi dedim. Ruth için daha fazla yazmak istemiyorum, kitabın diğer bölümlerine geçelim. Martin halkın arasından sıyrılmak istemiştir. Seçkin bir zümreye ait olmak ister. Kendisine en uygun mesleğin yazarlık olduğunu düşünür. Yazar olmanın da ön koşulu okumak, çok okumaktır. Martin de tam olarak bunu yapar. Okudukça yoldan sapmaya başlar. Artık amacı o zümreye ait olmak değildir. Gözleri açılmıştır bir kere ve bir daha görmemesi mümkün değildir. Artık öyle bir noktaya gelmiştir ki burjuva sınıfı bile Martin'in konuşmalarından hiçbir şey anlayamaz. Yanında düşüncelerini tartışacağı çok az insan kalmıştır. Kitapta derin felsefi tartışmaların olduğu bölümlerde bu tartışmaları yapanlar ne işçi sınıfına ne de burjuvaya aittir. Geldikleri
Martin EdenJack London · İthaki Yayınları · 2020135,3bin okunma
Puan vermedi·1025 syf.··
2023 5. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2023 06:42
Karamazov Kardeşler şüphesiz büyük bir eserdir. Öyle ki "Karamazovluk" Rusya'da bir kavram haline gelmiştir. Kavganın, çatışmanın, düşkünlük ve şehvetin adı Karamazovluk olmuştur. Kitapta bir aile üzerinden tüm insanlık irdelenmiştir. Ahlaki eylem, inanç - inançsızlık, ölüm gibi konular farklı bakış açılarıyla işlenmiştir. Ayrıca kitap Dostoyevski'nin kendi yaşamının bir değerlendirilmesi olarak da görülmüştür. Kitabın konularından biri olan "baba nefreti ve vicdan azabı" doğrudan Dostoyevski'nin kendi yaşamıyla ilişkilendirilebilir. Dostoyevski'nin babasıyla olan ilişkisi hiçbir zaman olması gereken ya da olması gerekene yakın bir baba-oğul ilişkisi olmamıştır. Babası sağken onun ölümünü istemesi doğrudur. Babası öldükten sonra kendini suçlamış hissettikleri için vicdan azabı duymuştur. Kitapta da Baba Karamazov'a kendi adını vererek bunalımını bizden gizlememiştir. Karamazov Kardeşler babalarının ölümünü gizliden gizliye isterler. Çünkü Fyodor Pavloviç zevk düşkünüdür. Çocuklarını utandırmıştır. Onun umursamazlığı ve sorumsuzluğu çocukları ezip geçmiştir. Kitapta Fyodor Pavloviçe baba denilip denilemeyeceğini uzun uzadıya tartışılır. Dostoyevski'nin en sevdiğim özelliklerinden biri de kahramanları tartışırken kendi fikrine yakın olan tarafı kayırmamasıdır. Tartışma taraflarını çok güçlü tasarlar. Devlerin fikir savaşlarına şahit oluruz. Bir hristiyan olarak Dostoyevski inancın saf, katıksız ve rasyonellikten uzak olması gerektiğini düşünür. Ancak kitap kahramanı olan Ivan Karamazov'u kendi fikrine taban tabana zıt çok güçlü bir rakip olarak tasarlamıştır. İvan Karamazov Tanrı'ya insanlık için başkaldıran bir isyancıdır. Kötülük problemine takıntılıdır. Tanrının yarattığı dünyanın böylesine acımasız ve vahşi olduğunu kabullenmek istemez. İnançlılar kötülük
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,4bin okunma
Puan vermedi·198 syf.··
2022 157. kitabı
Bu kitaptaki özdeyişlerden birine takıldım. Epikuros’a şöyle sataşılmıştı: “En çok muhtaç olduğum bilge Epikuros’un üç yüzü aşkın eser yazmış olması ne büyük düş kırıklığı! Ve onların yitmiş olması ne büyük bir teselli!” Bu sataşmayı görünce arayı yumuşatmaları için huxley ve mezar turizmi çağırdım ancak ortalık iyice karıştı. Epikuros’un ölüm üzerine düşüncesi ölümü düşünmemekti. Ona göre ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum. Buna karşın Cioran ne zaman ölümü düşünmesem hile yaptığım hissine kapılıyorum dedi. Sıra bana gelince; kutsal bir “şey” in beni pamuklara sarmasını beklediğimi söyledim. Huxley kötü bir arkadaş edasıyla şunu söyledi. Huxley: Uyuşturucu maddelerin dinsel amaçlar için kullanımı olağanüstü yaygındır. Bu dinin ne olduğunu ve dinin doyurması gereken derin gereksinimlerin neler olduğunu keşfetmeye çalışanların gözardı edemeyecekleri türden bir fenomendir. İdeal olan, saf ve pratik dinin yardımıyla herkesin kendini aşabilmenin yolunu bulması olurdu. Pratikte bu hedefin bir gün gerçekleşeceği pek mümkün görünmüyor. Mezar Turizm Huxley’i yadırgayarak gerçekten iğrenç bir hayat, dedi. Ve sustuk.
Doğmuş Olmanın Sakıncası ÜstüneEmil Michel Cioran · Metis Yayıncılık · 20192,893 okunma