Ahlakın Soykütüğü Üstüne, bu kitap esasen bir kavga yazısıdır. Peki Nietzsche kiminle kavga etmektedir? Paul Ree ile. Sevdiği dostu Paul Ree'nin "Ahlaki Değerlerin Kaynağı" adlı kitabındaki düşünceleriyle kavga etmektedir. Bu kavga öncelikle temel ve basit kavramlar üzerinden başlıyor. İyinin ve kötünün ne demek olduğunu irdeliyor.
Paul Ree iyiyi "bencil olmayan eylem" olarak tanımlamıştır. Ahlakın Soykütüğü bu tanımlamayı kabul etmiyor. Nietzsche, bencil olmayan bir eylemin insan ilişkilerinde var olamayacağını dolayısıyla da iyinin kökeninde bencil olmayan eylemi arayamayacağımızı söylüyor. Aynı şekilde "yararcılık" perspektifini de eleştiriyor. Mutlak yarar ya da mutlak zarar diye bir şeyin olmadığını ve bu fikri de kabul etmediğini belirtiyor.
Tabii başkalarının fikirlerini reddedip konuyu orada bırakmıyor. Aynı zamanda bir filolog olan Nietzsche, iyi-kötü kelimelerinin etimolojik kökenlerini araştırmayı öneriyor. Daha doğrusu kendisi araştırıyor. İlginç bulgular elde ediyor. Meğerse "iyi" ilk kullanımıyla "soylu, yönetici,buyruk veren" anlamına geliyormuş. "Kötü" ise "cahil, köylü, güçsüz" anlamında kullanılıyormuş. Daha sonra Efendiler bir şeyi olumlu bulduklarında ona iyi demişler, olumsuz bulduklarına ise kötü denmiş. Güçlü, güçsüzün ismini belirlemiş.
Sonra ne oluyor? Nietzche bir kurgudan bahsediyor. Zayıf ve sağlıksız olanlar zamanla bu değer yargılarına dönüştürmüş. Zayıflık "yararlılık" olmuş, acizlik "iyilik" ve boyun eğmek ise "itaat etmeye" çevrilmiş. Böyle baktığımız zaman da; köle ahlaklı insanlar, pençeleri yok diye kendilerini iyi sanan insanlarmış.
Efendi ahlakı ile köle ahlakı arasında bir diğer önemli fark ise iyiyi ve kötüyü tanımlarken nereden başladıkları olmuştur. Efendi ahlakı, önce kendinden başlayıp iyiyi oluşturmuş, sonra karşılarına