Hayatın anlamı. Merak edilir, sorulur her yerde. İşte söylüyorum! Hayat, ölene kadar hissedilen zevklerden, çekilen acılar çıkarıldığı zaman geriye kalandır. Hayat=zevk-acı. Sonuç pozitifse yaşamışsındır hayatı. Negatifse ölmüşsündür doğduğun gün. Tabii bir de sıfır ihtimali var. Bu durumda ise zamanın yetmemiştir hayatı anlamaya.
Hapsolmuşuz görünmeyen duvarlı hücrelere. Herkesin kendine göre bir hücresi var. Bazılarının ki daha genişse, neyi değiştirir? Mahkum olduktan sonra hayata, fark eder mi üçe üç bir oda ya da binlerce kilometrelik bir ülke?
Anita yanıma oturmuş, gözyaşlarımı silerken,"Beni sevmeyeceğini biliyorum. Anlayamadığım bir şekilde kendini öldürmeye çalıştığının da farkındayım. Ve eve, bana harcadığın parayı ancak insan öldürerek kazanmış olduğunu da biliyorum... Ama sana yine de aşığım! Ve bu, hiçbir zaman değişmeyecek. Ama bil ki, senin çatının altında başka erkeklerle sevişeceğim. Çığlıklarımı duyacaksın. İçki içip sarhoş olacağım. Kahkahalarımı duyacaksın. Ben senin gibi değilim. Ben insanım!" dedi.
Neden insanlar yazdıklarını başkalarının da okumasını istiyordu? Neden yazdıklarını defalarca okuyup kendilerini daha iyi keşfetmeye çalışmak yerine başkalarının kendilerini keşfetmelerini tercih ediyorlardı?