yesimmisey

yesimmisey
@yesimmisey
5/10
·202 syf.··
2021 6. kitabı
Oğuz Atay’ın 2. Romanı olan Korkuyu Beklerken 8 öyküden oluşuyor. Oğuz Atay denince akla her ne kadar Tutunamayanlar gelse de Oğuz Atay ile tanışmak için en iyi seçenek Korkuyu Beklerken kitabıdır. Oğuz Atay’ın diline ve kurgusuna aşina olmamızı sağlayan bu eser, her hikayeden sonra üzerinize bir ağırlık bindirebilir. Özellikle ilk öyküde biraz yalpalayabilirsiniz fakat Oğuz Atay okumanın ilk prensibi sabırlı olmak aksi takdirde yarım bıraktığınız Oğuz Atay kitaplarına bir yenisi eklenebilir. *Beyaz Mantolu Adam *Unutulan *Korkuyu Beklerken *Bir Mektup *Ne Evet, Ne Hayır *Tahta At *Babama Mektup *Demiryolu Hikayecileri- bir rüya öykülerinden oluşan kitapta, ben en çok Beyaz Mantolu Adam ve Korkuyu Beklerken hikayelerini sevdim. Yazarımızın kahramanları genelde topluma yabancı, pesimist, umutsuz insanlar. Toplum içinde var olmalarına rağmen var olma çabası göstermelerine rağmen bir türlü tutunamayan ve silinen tiplerdir. Kahramanlarımız toplumdan uzaklaştıkça kendilerine dönüp kendi derinliklerinde kayboluyorlar. Ve o derinliklerden bakınca hayat anlamsız görünmeye başlıyor. Oğuz Atay da birçok erkek yazar gibi baba kavramıyla bir kavgası var. Kafka gibi Yusuf Atılgan gibi…Babaya Mektup Öyküsünde babasıyla her ne kadar uzlaşmaya çalışsa da anlaşılamamak ve koşulsuz kabul edilememek hep bir eksikliğini hissettirmiştir. Zaten bu eksiklikler bu yalnızlaştırılmalar, anlaşılamamalar Oğuz Atay’ı yazmaya itmiştir. Çünkü insan anlaşılmak ister. Yazarımız bu isteğini kitabın sonunda şöyle belirtir: “Sevgili Okur ben buradayım sen neredesin?” Yazarımız çok genç yaşta daha 43 yaşında vefat ediyor fakat bıraktığı eserler her okunuşta daha farklı anlamlar ve pencereler kazanmamızı sağlıyor.
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
6/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2021 5. kitabı
“Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır.” Aylak Adam kendi tutamağının gerçek sevgi olduğunu söyler. Bu sevgi arayışı da aslında tüm kitabın konusudur. Kahramanımız Bay C babasından kalan para sayesinde çalışmak zorunda olmayan ve vaktini gerçek sevgiyi aramaya adayan biri. Toplumun kalıplarının dışında var olmaya çalışan Bay C, başkaları tarafından konulduğu için kendine en uzak olan şey olduğunu düşündüğü ismini bile kullanmaz ve kendine Aylak der. Kitabın sosyolojik bir temele dayandığı söylenebilir .Sanayi Devrimi sonrası insanın topluma ve kendine yabancılaşmasına göndermeler yapar kitap. Ayrıca kahramanımız babasıyla yaşadığı olumsuz deneyimler sonucu kadınlara, aile kurumuna ve sevgi kavramına karşı bazı tutumlar geliştirir. Babasını tam zıddı olmaya çalışsa da zamanla babasına benzer. Derin psikolojik göndermeler vardır kitabımızda. Bay C’ nin anne yerine koyduğu teyzesi ve babası arasındaki ilişkiyi öğrenmesi sonucu yaşadığı çocukluk travmaları ilerleyen yaşlarında Bay C’ nin bilinçaltı kodları haline geliyor. Hatta babası iş adamı olduğu için çalışmaya, para kazanmaya karşı olumsuz tutumlar geliştirir. Kahramanımız tüm kitap boyunca teyzesinin şefkatli sevgisine benzer bir sevgi nesnesi arar durur. Bay C nin hikayesi bir bulma, kavuşma hikayesi değildir bir arayış hikayesidir
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
5/10
·248 syf.··
2021 3. kitabı
Yazarımızın ilk kitabı olan Sevgili Arsız Ölüm, yazarın dili kullanışı ve olayları kurgulayışı açısından okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi. Kitap köyde yaşayan Aktaş ailesinin kente göçüşü ve kente uyum sağlamada çektikleri sıkıntıları birçok hurafe ve batıl inanç sarmalı içinde anlatıyor. Kitaba başlar başlamaz ben de biraz gerilim oluştu ve kitabı okumakta güçlük çektim. Çünkü o kadar akıldışı inanç etrafında yaşanan bu hayatların nasıl heba edildiğini görmek sinirlerimi bozdu. Kitabın dilinin şiirsel olması ve yazarın her cümlede cin, peri, büyü, akıldışı ritüeller ekseninde olayları kurgulaması okumayı zorlaştırıyor. Köyde yaşayan Aktaş ailesi Huvat isimli ve yeniliklere meraklı, köy ortamına yeni teknolojik materyalleri sokan bir baba ve şehirden evlenip köye gelen, yabancılığını çok çalışarak, batıl inançlara bağlanarak unutmaya çalışan bir annenin iki kız ve üç erkekten oluşuyor. Kitap ailenin köy ve kentte geçen hayatlarını, her birinin olaylar karşısında takındıkları tutumları ve bu göç esnasında geçirdikleri değişimi anlatıyor. Özellikle küçük kız Dirmit’in penceresinden okuduğumuz kitap anne Atiye’nin Azrail ile anlaşmalar yaparak ölümü geciktirmeye çalışmasından dolayı Sevgili Arsız Ölüm adını alıyor. Kitabı kurgusal bir metin olarak okumak gerçekten güç. Çünkü büyülü gerçeklik denilen fantastik unsurlara çokça yer verilen bu post modern yaklaşımın Türkiye versiyonu olan Sevgili Arsız Ölüm eğer daha önce Marquez okumadıysanız karşılaştığınız ilk büyülü gerçeklik kitabı olarak sizi şaşırtabilir ve yorabilir. Latife Tekin bu eserinde otobiyografik unsurlarda barındırmakta ayrıca yazarımız bir doğa sever ve halkın ezilmiş guruplarının sesi olarak göç ve sanayileşme ekseninde yaşanılan olayları Edebiyat sosyolojine konu etmiştir.
Sevgili Arsız ÖlümLatife Tekin · Can Yayınları · 202410,8bin okunma
6/10
·348 syf.··
2021 1. kitabı
Yunan yazar Nikos Kazancakis tarafından 1946 yılında yayınlanan Zorba kurgu bir metin olmanın üzerine çıkarak felsefik ve varoluşsal dinamikler barındırması açısından yaşama dair yol gösterici bir kılavuzdur. Yazarımız kitapta kendi hayatının bir yansıması olarak geçirdiği evreleri bizlere göstermektedir. Zorba kitabı entelektüel bir adamın yaşamı anlamaya ve değerlendirmeye çalıştığı bir dönemde Zorba isimli bir işçiyle yollarının kesişmesiyle başlar. Hayatın içinde etiyle kemiğiyle, kanıyla, korkusuyla, öfkesiyle, dansıyla, sevinciyle bulunmuş olan Zorba; tüm yaşadıklarını süzgeçten geçirip şimdiki yaşam felsefesini oluşturmuş, mutlu ve anın tadını çıkaran gerçekten yaşayan ve hisseden bir insandır. Tüm filozofların, liderlerin ,entelektüellerin ulaşmak istediği bu son noktaya sıradan bir insanın nasıl ulaşmış olduğu entelektüel kahramanımız tarafından merak konusu olur. Nitekim biri hayatı kitaplardan okuyarak diğeri ise hayatı yaşayarak öğreniyordu. Beraber çıktıkları bu yolculukta bizleri de yanlarında götüren bu ikili sayesinde akılda yer edici bir serüven yaşamış oluyoruz. Kimi zaman Zorba’ya çok imrendim. Kaba tavrının altındaki ince ruhuna, cesaretine ve dogmaları silip atmış olmasına.. Etinin ve kemiğinin altında yalnızca Zorba var. Ne bir şeyin parçası ne de bir amacın peşinde yalnızca kendi ve o anın içinde. Bu yüzdendir ki Zorba bu yeryüzünde en özgür insanlardan biri. Yazarımızın mezar taşında yazılı olan bu söz doğrudan Zorbanın dilinden dökülmüş gibi: “ Hiçbir şey ummuyorum; hiçbir şeyden korkmuyorum; özgürüm”. Kitabı bir kurgu metin olarak değil de felsefi bir metin olarak okursanız daha çok zevk alabilirsiniz. Ayrıca Roman 1964'te Yunan yönetmen Mihayil Kokoyannis tarafından Alexis Zorbas adıyla sinemaya aktarıldı. Bu filmde kitaptan
ZorbaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 202420,6bin okunma
9/10
·148 syf.··
2020 9. kitabı
“İnsan öldürülebilir fakat asla yenilemez.” Bir balık bir deniz ve bir adamla bu kadar az sayfada ne kadar çok şey anlatılabilirse yazarımız o kadar çok şey sığdırmış bu 140 sayfaya. Bir film ya da bir kitapta eğer tutku anlatılıyorsa değmeyin benim keyfime. Bir insanın kendi tutkusunu bulmuş olmasını ve onun için ölesiye mücadele etmesine hep hayranlık duymuşumdur. Hemingway da kendi macera tutkusunu yaşlı bir balıkçının tutkusuyla özdeşleştirip önümüze sürüyor. Ömrünü dünyanın çeşitli denizlerinde balık tutarak geçirmiş olan yaşlı Santiago son 84 gündür hiç balık tutamamıştır. Yaşının getirdiği güçsüzlükle mücadele ederken aynı zamanda kendiyle özdeşleşen bu işin artık elinden kayıp gitmekte olduğu gerçeğinin tedirginliğindedir. Kitap sadece bir yaşlı adam ve hırçın denizin mücadelesi değil yenilgiye karşı cesaret, kayba karşı şahsi başarı temasını işlediği için bu kadar çarpıcı. Burada yaşlı adam belki de hayatını idame ettirip yaşlılığın getirdiği yetersizliklere ayak uydurmaya çalışan insanoğlu, deniz ise tüm gerçekliği ve acımasızlığı ile insanoğlunun karşısına dimdik dikilen hayat. Kahramanımız Santiago denize açıldığı 85. gün büyükçe bir kılıç balığı ile karşılaşır o balıkla o kadar bağ kurar ki öldürmek zorunda olduğu için adeta acı çeker. Balıkla üç gün boyunca büyük bir savaş verir. Bu savaşa balıkçı, bedenen ve ruhen artık dayanılmaz bir hal almış olmasına rağmen direnir. Bende hayranlık uyandıran da bu işte var gücüyle mücadele etmesi ve pes etmeyi hiç düşünmemesi çünkü balığı artık rakibi olarak değil kendisin bir parçası olarak görür. Mücadele nasıl sonuçlandı bu bir yenilgi mi yoksa zafer mi ona her okuyucu kendi deneyimleriyle karar verebilir.
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Bilgi Yayınları · 202541bin okunma