Mirza

Tanrı'nın Ölümü'nden Ahlaki Direniş'e
10/10
·687 syf.··
Beğendi
·
2021 45. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 08 Kasım 2021 19:45
Rus edebiyatındaki ahlaki direnişin ilk ve en dokunaklı tezahürü "küçük insan" temasıdır. Suç ve Ceza ise, Batı'nın "Tanrı öldü" felsefesinin edebi bir provası, bir tür laboratuvar deneyi idi. Özellikle Raskolnikov'un direnişi, Nietzsche'nin "üstinsan" kavramında olduğu gibi, "olağanüstü" olduğunu kanıtlama çabasıyla başlar. Raskolnikov, olağanüstü insanların sıradan ahlak kurallarına bağlı olmadığını, amaçları uğruna büyük fikirler için aşamayacakları engel olmadığını düşünür. Bu, Nietzsche'nin sürü ahlakını aşma fikrinin farklı bir yorumudur. Ancak burada kritik nokta, Raskolnikov'un bir "üstinsan" olamayışıdır. Zira işlediği cinayetten sonra yaşadığı pişmanlık, vicdan azabı ve fiziksel hastalık, onun Nietzsche'nin küçümsediği "zayıf ve hasta" insan olduğunu gösterir. Aydınlanma Çağı'ndan itibaren Batı edebiyatı ve felsefesi, rasyonaliteyi merkeze almıştır. Descartes'in "Düşünüyorum, öyleyse varım" sözü Batı felsefesinin özü olmuştur. Dostoyevski ise buna şiddetle karşı çıkar. Raskolnikov mükemmel bir "rasyonel" plan yapar: Aklıyla, mantığıyla ve "üstün insan" teorisiyle cinayeti meşrulaştırır. Ancak roman boyunca gördüğümüz şey, aklın iflasıdır. Raskolnikov'u yıkan, düşünceleri değil; hissettikleri, çektiği acı, fiziksel bulantıları ve içgüdüsel vicdan azabıdır. Raskolnikov bize "Düşünüyorum, öyleyse varım" felsefesinin yetersiz olduğunu gösterir. Onun yerine, "Acı çekiyorum, öyleyse varım" der adeta. Batı felsefesinde bireyin iç dünyası, tutkuları ve toplumdan izole olmuş bir kahramanı vardır. Her birey, kendi hayatının tanrısı olarak tasvir edilir. Raskolnikov tam da bu izole, kendine yeterli "birey" olma arzusuyla hareket eder. Ancak bu onu mahveder. Bu bağlamda Sonya'nın rolü çok kritiktir. Raskolnikov'un kurtuluşu, tam da onun "sürü ahlakını aşma"
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Zırva
KGB gizlemiş ama tüm Türkiye biliyor Tolstoy'un Müslüman olduğunu. Yine her zaman olduğu gibi büyük resmi görmüşler :d İşin trajikomik tarafı Tolstoy öldüğünde KGB bile yoktu. Keşke büyük resmi Tolstoy'un sakalı üzerinden çizseydiniz, daha gerçekçi olurmuş. Size puanım 1 kanka
Hazreti MuhammedLev Tolstoy · Çalıkuşu Yayınları · 20225,6bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2025 42. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2025 19:53
Yüz Yıl Savaşları sırasında, İngilizler Fransa'nın stratejik şehirlerinden Orleans'ı kuşatırken 17 yaşında bir köylü kızı Fransa'nın kaderini değiştirmeye soyundu; Veliaht Prens Charles'a ulaştı ve bazı ilahi vahiyler aldığını söyleyerek bu inanç doğrultusunda veliahtı harekete geçirdi, sembolik olarak ordu komutanlığına atandı ve Orleans'a gönderildi. 8 Mayıs 1429'da İngilizler kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldılar. Bu zafer, Fransızlar için bir dönüm noktası oldu ve Jeanne'nin 'Tanrı'nın elçisi' olduğuna dair inanç yaygınlaştı. Jeanne'in ikinci hedefi Reims'ta Veliaht Prens Charles'a 'Fransa Kralı' ünvanıyla taç giydirmekti fakat İngilizler Reims yolunu kontrol ediyordu, aynı yıl Fransız orduları Jeanne komutasında hedefine ulaştı ve Reims alındı. 17 Temmuz 1429'da Veliaht Prens Charles, Reims'ta taç giydi. Jeanne'nin üçüncü hedefi ise Paris oldu, Jeanne ve kuvvetleri Paris kapılarına dayansa da kuşatma başarısız oldu. Bu başarısızlıktan sonra sarayda ve orduda onun Tanrı'nın elçisi olduğuna dair olan inanç yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Compiegne şehrini savunurken Burgonyalılar tarafından yakalandı ve ardından İngilizlere satıldı ve sahte bir kilise mahkemesiyle yargılanarak yakılarak idam edildi. Jeanne öldükten sonra olanlar, onun hikayesini yalnızca trajik değil, aynı zamanda tarihsel olarak da derinlemesine anlamlı hale getirdi. 25 yıl sonra, Jeanne'in ölümünden sonra annesi ve hayatta kalan bazı destekçileri Papa'ya başvurarak davanın yeniden incelenmesini istediler. Nitekim dava yeniden incelendikten sonra Jeanne'nin masumiyetine hükmedildi. 1920 yılında Papa tarafından azize, Fransa tarafından ulusal kahraman ilan edildi. Hatırasına binaen adına heykeller dikildi ve birçok önemli bölgeye adı verildi. Her yıl 8 Mayıs, Fransa'da Jeanne d'Arc Günü olarak
Jan Dark - Ermiş JoanBernard Shaw · Mitos Boyut Yayınları · 046 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
Beğendi
·
2024 157. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2024 23:44
Stefan Zweig, "Kendileriyle Savaşanlar" adlı kitabında üç farklı kişiliğin: Kleist, Nietszche ve Hölderlin'in içsel çatışmalarını merkeze alırken aslında çağdaş insanın ruhsal çöküşüne, modernliğin getirdiği kimlik parçalanmasına da muazzam bir açıklık getirir. Kitap çoğunlukla bir biyografik anlatı olarak ele alınsa da, ben onu bir "psikolojik iç savaşlar atlası" olarak okudum. Kleist: onun trajedisi bir akıl yürütmenin sonu değil, bir sezginin başlangıcıdır. Hayat ona anlamını yitirmiş bir sahne gibi görünür. Oyuncular rolünü ezbere oynar, sahne dekoru inandırıcılığını kaybetmiştir. Kleist, bu sahneden inmek ister. İntiharı bir kaçış değil, bilerek ve isteyerek yapılan bir çekilmedir. Tıpkı oyunu yarıda bırakmak gibi; zira devam etmek artık gerçeğe ihanet olur. Zweig onu anlatırken, aslında Kleist'in intiharını değil, zamanla olan ontolojik uyumsuzluğunu merkeze alır. Kleist için dünya, bir denklem gibidir; çözdükçe anlamını kaybeder. Her şeyi sorgulayan zihin, sonunda hiçbir şeyi taşıyamaz olur. Onun ölümü, bir çöküş değil; bir tercihtir. Yaşamın ona sunduğu anlamlar yetersiz kaldığında, Kleist kendi sonunu yazar. Zweig'in kalemi, bu tercihe ahlaki bir yorum getirmez; fakat onu diğerlerinden ayıran şey, onun varoluşsal dengesizliğiyle birlikte taşıdığı inanılmaz bilinç açıklığıdır. Kleist, insanoğlunun dış dünya ile olan uyumsuzluğunu sezmiş ilk yazarlardan biridir. Zweig için Kleist, yalnızca yazdıklarıyla değil, yaşadıkları ve terk ettikleriyle de bir büyük ustadır: hayatını estetik bir biçim gibi yaşayan, ve bu biçimi sonuna kadar sürdüren biri. Kleist denilince, aslında insanın aklına biraz da şu geliyor: "Bazı insanlar zamanlarına değil, içlerindeki felakete ait." Nietszche: Zweig'in en çok eğildiği, üzerine en çok titrediği figür. Zweig'e göre onun yaşamı,
Kendileriyle SavaşanlarStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,121 okunma
yatırım tavsiyesidir.
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2023 164. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Eylül 2023 01:33
Benim Üniversitelerim, taş duvarlı sınıfların değil; çaresizce yatağa aç giren evlerin, paslı fabrika borularının, yoksulluğun içinden geçen sefaletin üzerine kurulmuştur. Gorki'nin büyük kalemiyle çizilen yol, yalnızca onun değil; toprağa düşmüş emeğin, suskun kalmış onurun ve ayakta kalmaya yeminli yitik hayatların yoludur. Benim Üniversitelerim, ne taş duvarlara, ne kürsülere, ne de diplomaların gölgesine muhtaçtır. Gorki'nin Üniversitesi, açlığın karnında filizlenen hayallerde, kömür tozuyla kararan ellerde, kitaplara uzanan yaralı parmaklarındadır. Kimileri için okumak bir haktır; kimileri içinse, bir hayatta kalma savaşıdır. Gorki’nin gözlerinden süzülen bu üniversite, hala dünyanın dört bir yanında, sobasız evlerde titreşen çocukların gerçeğidir. Benim Üniversitelerim, sadece bir biyografi üçlemesi değil; bu üniversiteden yolu geçen herkesin ruhunda açılmış derin, kolektif bir yaradır. Gorki'nin de öğrencisi olduğu bu Hayat Üniversitesi, bize şunu öğretir: Gerçek eğitim, bazen aç kalarak, bazen dışlanarak, bazen de düşe kalka öğretir. İnsana sadece olgunluk değil; derin bir adalet duygusu da kazandırır. Bu üniversitenin koridorlarında yankılanan sesler, sadece geçmişin değil, bugünün ve yarının çığlığıdır. Gorki’nin yaşadığı dünya değişti belki ama onun bize bıraktığı değerlerin en kıymetlisi olan "Benim Üniversitelerim" zamana meydan okumaya devam ediyor.
Benim ÜniversitelerimMaksim Gorki · İş Bankası Kültür Yayınları · 201610,9bin okunma