Merhaba sevgili okur,
Kıyamet sonrası anlatılarında okumayı ve izlemeyi sevdiğim şey son merakı değil, asıl sevdiğim şey doğanın ve insanoğlunun değişimi ve dönüşümüdür. Yaşantılar ve zorluklar insanı ne kadar değiştirebilir, sanırım bu durumu en iyi gözler önüne seren tür bu olabilir. Açlık, yokluk, kayıp, geçmişe özlem, geleceğe kaygı… sınavları arasında insanca yaşamak için gösterilen gayreti okumayı seviyorum. Kurulmaya çalışılan düzenlerin, bin bir emekle oluşturulmaya çalışılan hayatların paramparça oluşları ve yeniden, yeniden aynı şeyi yapıp yine aynı sonla karşılaşmak, direnmek…
Robert Kirkman’ın da anlatmak istediği tam olarak bu. Yapmak istediğini şöyle anlatır:
“Sağlam zombi filmleri bizim ne kadar arıza olduğumuzu gösterir, toplumdaki yerimizi... ve toplumumuzun dünyadaki yerini sorgulatır. Kan, vahşet ve tüm o eğlenceli sahneleri de gösterirler tabii... ama her zaman altta bir toplumsal eleştiri ve üzerinde kafa yorulmuşluk yatar.
"Ölülerin Şafağı'nı" her zaman "Yaşayan Ölülerin Dönüşü'ne" yeğlerim. Benim için zombi filmleri düşünmeye iten, dramatik kurgu eserlerdir… Ben içinde bulunduğumuz toplumun yapısını sorgulatan filmleri seviyorum; ve sağlam zombi filmlerinde bunu dibine kadar sorguluyorsunuz.
Yürüyen Ölüler ile insanların olağanüstü durumlarla nasıl baş ettiklerinin ve bu olayların onları nasıl DEĞİŞTİRDİĞİNİN üzerine gitmek istiyorum. Bu yola baş koydum. Geriye dönüp baktığınızda Rick'in tanıyamayacağınız kadar değiştiğini ve olgunlaştığını gözlemleyeceksiniz. Umarım uzun bir destan bekliyorsunuzdur çünkü bu kitabın olayı bu.
Bu kitaptaki her şey, böyle durumlar esnasında gerçekleşecek olayların doğal gelişimini göstermeye yönelik bir çaba. Fazlasıyla karakterlere dayalı bir uğraş. Bu karakterlerin o noktaya nasıl geldikleri, o noktaya