Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi, insanın “keşke”lerle dolu hayatına ayna tutan bir roman. Bir kütüphane, sonsuz sayıda olasılıkla dolu raflarıyla, “ya o kararı verseydim?” sorusuna cevaben kurulmuş büyülü bir evren haline geliyor.
Romanın merkezinde Nora Seed var — pişmanlıklarının ağırlığı altında ezilmiş, yaşamla bağını kaybetmiş bir kadın. Gece yarısıyla birlikte kendini bir kütüphanede buluyor: Her kitap onun yaşayabileceği başka bir hayatı temsil ediyor. Bu metafor, hem basit hem de derin; çünkü Haig bize “yaşamın değeri”nin pişmanlıkları silmekte değil, onları anlamakta yattığını gösteriyor.
Yazarın dili yalın ama dokunaklı. Zaman zaman felsefi, zaman zaman sıcak ve umut dolu. Gece Yarısı Kütüphanesi, büyük olaylarla değil, küçük farkındalıklarla insanın kendine dönmesini sağlıyor. Romanı bitirdiğinde, “keşke”lerin yerini “iyi ki”lerin alabileceğini hatırlıyorsun.
Gündelik hayatın içindeki küçük anları, kadınların, ailelerin, dostlukların ve yalnızlıkların arasında saklı duran o ince ayrıntıları öyle bir dille anlatıyor ki… Hikâyeler sanki yan odadan gelen bir ses kadar tanıdık, bir çiçeğin açışı kadar yavaş ama kalıcı.
Okudukça kendimi bu hayatların içinde buldum; bazen bir dost sohbetinde, bazen de yalnızlığın tam ortasında. Kitap öyle bir his bıraktı ki, hiç bitmesin, hikâyeler dallanıp budaklansın, uzayıp gitsin istedim.
Zweig’in Satranç’ı bana insan zihninin sınırlarını, dayanıklılığını ve aynı zamanda kırılganlığını gösterdi. Bir yanda satranç tahtasının dışındaki her şeye kapalı, mekanik zekâya sahip Czentovic; diğer yanda ise hücresinde yalnızlığa ve sessizliğe mahkûm edilmiş, kurtuluşu satranç taşlarını zihninde yeniden var etmekte bulan Dr. B. vardı. Dr. B.’nin hayali oyunlarla hem hayatta kalması hem de aklını kaybetmeye yaklaşması bana, insanın en küçük şeye tutunarak varlığını sürdürebileceğini hatırlattı. Oyun bir noktada sadece satranç olmaktan çıkıp, özgürlükle tutsaklık, zaferle yenilgi, akılla delilik arasındaki ince çizginin metaforuna dönüştü. Zweig’in üslubu kısa ama derin bir yankı bıraktı; kitabı bitirdiğimde, aslında satranç tahtasında oynanan oyunun insan ruhunun içinde süregeldiğini düşündüm
Eğiticiliği, öğreticiliği yanı sıra kullanılan dil, kitabın akışı, yer verilen hikayeler oldukça başarılı. Herkese tavsiye ederim. Mutlaka alıp okuyun.