Aşk, bağlılık, tutku, nefret gibi kavramlar -acemi bir terzinin elinden çıkmış elbiseler gibi hep eğreti durdu üstümde. Belki hayatla aramda yazmaya değecek güçlü bağlar oluşmamasının nedeni de budur. Hatta hayatımın özünün, varlığımın derinliklerinde değil de, kişiliğimin dış kabuğunda yer aldığını söyleyenler bile oldu. Acı çekmenin bize her şeyi, en çok da kendimizi duyumsayıp kavrayabilme
yeteneğini verdiğini bildiğim halde -çoğunuzun yapacağı
gibi- acıdan da tıpkı tutkudan olduğu gibi uzak durdum,
karşılaştığımda hep uzaklaştım ve "yıkım ve kargaşadan doğan
acıyı sevmeyi" Dostoyevski gibi yaratıcılara bıraktım.