Büşra

Puan vermedi·75 syf.··
2026 13. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mart 2026 02:05
Eser, yuva kurmak üzere olan iki gencin nişan alışverişiyle başlıyor. Hikâye ilerledikçe erkek karakterin nişanlısına duyduğu aşkın yanında boksa olan tutkusu da öne çıkıyor. Ancak nişanlısı boks yapmasını istemediği için boksörümüz zor bir karar vermek zorunda kalıyor. Sonunda da en büyük tutkusu olan boksa veda etmeyi seçiyor. Bu kararın onda yarattığı duygusal ağırlık ise gerçekten çok güzel anlatılmış. Boks yerine aşkını seçiyor. Çünkü, onların ilişkisi sıradan bir aşk değil. İlk karşılaşmalarında hissettikleri o karşılıklı yoğun duygunun adını bile koyamıyorlar; zaman geçtikçe bunun aşk olduğunu fark ediyorlar. Boksörümüz bokstan tamamen vazgeçmeden önce son bir maça çıkmaya karar veriyor ve daha önce hiç davet etmediği nişanlısını da bu maça çağırıyor. Kitabın büyük bir kısmı bu maçın anlatımından oluşuyor. Maç sahneleri oldukça detaylı yazılmış; neredeyse her hamleyi hissedebileceğiniz kadar canlı bir anlatım var. Okurken kendinizi adeta ringin kenarında izliyormuş gibi hissediyorsunuz. Ancak kitap sadece bir spor hikâyesi değil. Ring, aslında hayatın bir sembolü gibi kullanılıyor. Her darbe, insanın hayatta kalmak için verdiği mücadeleyi temsil ediyor. Boks sahnelerinin anlatımı okuyucuya gerilimi ve mücadeleyi çok iyi hissettiriyor. Aşk kısmı da en saf ve masum hâliyle oldukça güzel işlenmiş. Okurken hem heyecanı hem de duygusallığı bir arada hissediyorsunuz.
OyunJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20233,674 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·102 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 15:46
"Bu kundağı sedefli, değerli tüfeği ona daha yedi yaşında vermişlerdi. Bu tüfekle o gün bugündür vurmadığı canlı kalmamıştı. Önüne gelene ateş ediyordu Haşan, kuşa, keçilere, kartallara, kekliklere, çakallara, serçelere, insanlara... Yaaa, insanlara bile ateş ediyordu Haşan... Üç amcası vardı... Üçü de ona ses çıkarmıyorlar dı. Bütün köy akrabaydı..." Bu alıntı tüm kitabın özeti gibi oldukça etkileyiciydi. Hasan aslında kinle doğmuş bir çocuk değil. Masumiyeti, saflığı ve çocuk kalbi daha büyüyemeden kirletilen bir çocuk sadece… Daha neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayacak yaşta bile değilken eline bir silah veriliyor. Kendi düşüncelerini oluşturmasına izin verilmeden, köyün bitmeyen dedikoduları, iftiraları ve kan davası söylemleriyle büyütülüyor. Hasan’ın zihni kendi duygularıyla değil, başkalarının öfkesiyle şekilleniyor. Çünkü bu köyde hayat durmuş gibi. Herkes tek bir şeye inanıyor: Geçmişin intikamı alınmalı. Babasının kanı yerde kalmamalı. Ve annesi ölmeli… Bunu da Hasan yapmalı. O tüfek Hasana anasını öldürsün diye verilmişti. Kitap boyunca kötülüğün bir anda ortaya çıkmadığını görüyoruz. Söylenen sözlerle, anlatılan hikâyelerle, tekrar edilen yalanlarla nefret adım adım büyütülüyor. Bir çocuğun kalbine ekilen kin tohumlarının nasıl filizlendiğine tanık olmak insanın içini acıtıyor. Ve kitabın sonunda, öldürülen sadece bir insan değil… İnsanlıktı.
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2026 3. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 01:17
Altıncı Koğuş, küçük bir kasabadaki akıl hastanesi ve özellikle de hastanenin en karanlık bölümü olan altıncı koğuş etrafında şekillenen bir eser. Hastanenin altıncı koğuşunda kalan, korkularıyla baş edemediği için oraya kapatılmış ama aslında oldukça eğitimli ve bilinçli bir hasta olan İvan Dmitriç ile; okumayı seven ve sürekli okuyan, çevresini sıradan ve sıkıcı bulan Doktor Andrey Yefimiç’in felsefik sohbetleri kitabın merkezini oluşturuyor. Başta sıradan görünen bu konuşmalar zamanla derin bir felsefi tartışmaya dönüşüyor. İvan Dmitriç yaşadığı adaletsizliklere, maruz kaldığı kötü koşullara isyan ederken; doktor her şeyi akıl ve kayıtsızlık süzgecinden geçiriyor, hayatı uzaktan izlemeyi seçiyor. Fakat olaylar ilerledikçe o “uzaktan bakmanın” aslında ne kadar kolay ve konforlu bir tavır olduğunu görüyoruz. Doktorun kendi kurduğu felsefi dünyanın içine hapsolması ve sonunda eleştirdiği hayata doğru sürüklenmesi eserin en sarsıcı kısmıydı. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey şu oldu: İnsan, başkasının acısını anlamadan onun hayatını yargılamamalı. Eseri bitirdiğim anda Mevlânâ’nın şu sözü aklıma geldi: “Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan geç…” Çehov bu eserinde bana göre delilik ile akıllılık arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu gösteriyor. Bazen toplumun “deli” dediği kişi gerçeği en açık gören kişi olabiliyor. Asıl delilik ise haksızlıklara alışmak ve hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek olabilir. Kitabı okurken verdiği o felsefi keyif ve sonunda bıraktığı sarsıcı etki gerçekten unutulmazdı...
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
Puan vermedi·92 syf.··
2025 16. kitabı
Eser, küçük bir kasabada geçiyor ve yoksul bir inci dalgıcı olan Kino ve karısı Juana'nın hikâyesini anlatıyor. Oğulları, bir akrep tarafından sokulduğunda, çift onu doktora götürmek ister ancak paraları olmadığı için doktor yardım etmeyi reddeder. Bu çaresizlik onları denize sürükler ve denizin kalbinden devasa bir inci çıkarırlar. O kadar büyük, o kadar parlaktır ki sanki kaderin ta kendisidir. Ama bazen hayat, parlayan şeyleri bir ödül gibi sunmaz. O inci sadece bir servet değil; açgözlülüğün, kıskançlığın, korkunun, hırsın ve ihanetin de davetiyesidir. İnsanlar değişir. Bakışlar farklılaşır. Kalpler karışır. Ve o ailenin elinde tuttuğu şey, artık sadece bir inci değil, ağır bir yük, yakıcı bir gerçektir. Bu kısa romanında aslında çok uzun bir iç yolculuğa çıkarıyor bizi. Sahip olma arzusu büyüdükçe, insanın içinde neyin küçüldüğünü gösteriyor. Bazen bir umudun peşine düşersin ama o umut seni aydınlığa değil, kendi karanlığına götürür. Çünkü herkes her şeyi taşıyamaz. Ve bazen en büyük felaket, en çok beklediğin yerden gelir. İnci, hem bir ailenin yitip giden umudu hem de toplumun yüzleşmekten kaçtığı çirkinliklerin aynası. Kısa ama insanın içine işleyen, okudukça düşündüren, bitince bir süre susup bakakalmanı sağlayan o türden kitaplardan biri...
İnciJohn Steinbeck · İletişim Yayınları · 202349,9bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2025 15. kitabı
Geçimlerini denizden avlanarak sağlayan üç yetişkinle, ilk kez onlarla birlikte denize açılan küçük bir çocuğun yaşadıklarını konu alıyor. Denizde avlanacakları adaya ulaşmaya çalışırken hava birden bozuyor, sis çöküyor ve yönlerini kaybediyorlar. İşte o andan itibaren artık dönmek değil, hayatta kalmak öncelik haline geliyor. Kitabın atmosferi öyle güçlü ki, kendinizi yalnızca okur gibi değil, o sisin içinde yön ararken buluyorsunuz. Bekleyiş uzadıkça, umut daralıyor. Aynı zamanda sabır, dayanışma ve fedakârlığa dair büyük bir sınav başlıyor. Aytmatov, insan ruhunun derinliklerine dokunmayı çok iyi biliyor. Özellikle yaşlı bir adamın, küçücük bir çocuğun yaşaması için attığı geri adım. Kelimelere sığmaz ama yüreğe sığar bir tür fedakârlık. Ayrıca Aytmatov’un her eserinde rastladığımız gibi bu kitapta da mitolojik öğelere bolca yer verilmiş. Halk efsanelerini ve masalları da arkasına alarak sade ama etkileyici bir derinlik ortaya çıkmış...
Deniz Kıyısında Koşan Ala KöpekCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 20185,8bin okunma