Vicdanın anâsır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan “irade, zihin, his, lâtife-i rabbaniye” her birinin bir gâyâtü’l-gâyâtı var: İradenin ibadetullahtır. Zihnin marifetullahtır. Hissin muhabbetullahtır. Lâtifenin müşahedetullahtır. İbadet-i kâmile dördünü tazammun eder. Şeriat, şunların itidal ve muvazenetlerini muhafaza ve gâyâtü’l-gâyâtına sevkettiği gibi, nefsin fıtraten serbest bırakılmış olan kuva-i selâsesini ifrat ve tefritten kurtarıp, hikmet, iffet, şecaati tazammun eden adalet noktasına sevk eder.
“Evet, güneş bir meyvedardır, silkinir; tâ düşmesin seyyar olan yemişleri.
Eğer sükûtuyla sükûnet eylese, cezbe kaçar; ağlar fezada muntazam meczubları.”
Başınızı dik tutun, yumruklarınızı da indirin. Kim size ne derse desin, sinirlerinize hakim olun. Değişiklik olsun diye, kafanızla mücadele edin... öğrenmeye dirense de kafa denen şey iyi bir şeydir.