Bugün çok şey duyuyoruz,ancak başkalarını dinleme, onların dillerine ve acılarına kulak verme yeteneğini giderek daha çok yitiriyoruz. Bugün herkes bir şekilde kendisiyle, kendi acılarıyla, kendi kaygılarıyla baş başadır. Acı kişiselleştirilir ve öznelleştirilir. Böylece Ben, psişesini kurcalayan terapinin nesnesi haline gelir. Herkes utanır, zayıflıkları ve yetersizlikleri için sadece kendisini suçlar. Benim ıstırabımla senin ıstırabın arasında herhangi bir bağ kurulmaz. Dolayısıyla, acı çekmenin toplumsallığı gözden kaçırılır.
Elias Canetti iki tür ruh arasında ayrım yapar: "yaraları mesken tutanlar ve evleri mesken tutanlar." Yara, ötekinin içeri girdiği aralıktır. Aynı zamanda öteki için açık olan kulaktır. Tamamen kendinde evde olan kişi, kendini eve kapatan kişi, dinleyemez. Ev egoyu, ötekinin içeri girmesinden korur. Yara, evcil, narsisist içselliği kırıp açar. Dolayısıyla ötekine açık bir kapıya dönüşür.
Dinleme, ötekini konuşmaya davet eder, onu ötekiliğine, başkalığına bırakır. Dinleyici, ötekinin özgürce konuştuğu rezonans-alanıdır.
Böylece dinleme şifa dağıtıcı olabilir.