Sizin görmüş olduklarınızı göremeyen bir başkası size sahip olduğunuz bu ayrıcalıktan dolayı imrensin istersiniz. Kapitalizmin hiç bıkmadan dürttüğü de, işte bu duygudur: Başkalarında haset uyandırma arzusu. Tüketici kültürü, başkalarının sahip olamadıklarına sizin sahip olduğunuz yanılsaması yaratarak hayatınıza geçici bir anlam duygusu, uçucu bir neşe sağlar.
Bazen hayatımıza biçtiğimiz anlam başka insanların hayatlarına kahredici bir gölge olarak da yansıyabilir. Biz kendimizi evrenin kurtarıcısı sayabiliriz, kendimize böyle bir anlam biçebiliriz; fakat karşımızdaki insan bizim tarafımızdan kurtarılmak istemiyordur. Kendi hayatımıza biçtiğimiz anlam yüzünden onu zorlayacak mıyız?
"Beni yakan ateş herkesi yaksın" mantığıyla dünyayı ateşe veren birileri varsa, onlara ateşin de gül bahçesine dönüşebileceğini, üzerinde yaşadığımız toprakların bu geleneğin mirasçısı olduğunu hatırlatmak gerekir:
Bireysel terör eylemlerinde bulunanların kişilik özelliklerine ilişkin araştırmalar, her zaman olmasa bile sıklıkla, bir travma (örselenme) öyküsü, çocukluk döneminde terkedilmişlik ve aşağılanma hisleri üzerinde durmuşlardır. Kurbanlık saldırganlığa dönüştüğünde kişi güçsüzlüğünün, dilsizliğinin intikamını almaya başlamış demektir. Ancak böylece kendisini gerçekleştirir ve çocukluk döneminde yaşadığı mahrumiyetin intikamını alır. İdeoloji burada yalnızca bir araçtır; öfke ve intikam hissiyle yüzleşmek zor olduğu için, ideoloji onları sarıp sarmalar ve akla uygun hale getirir.