19/05/31
bugün okulda edebiyat öğretmenim ve tehlikeli oyunları okuyan bazı arkadaşlarım ile bir tehlikeli oyunlar atölyesi yaptık son ders kütüphanede.
aşırı verimli bir ortamdı ve şunu fark ettim ki, benim çok büyük anlamlar yüklediğim cümlelere bazıları hiç dikkat bile etmemiş, ya da ne bileyim ben en basit ayrıntıları bile sorguluyorken mesela diğerleri kitabın basit bir kurgudan ibaret olduğunu düşünüyorlarmış. bunları görünce edebiyatın bir kez daha aşırı kişisel bir alan olduğunu ve gerçekten de çağrışım gücüne sahip olduğunu bir kez daha fark ettim, çünkü gerçekten o an o ortamda bulunan herkes kitaba dair farklı farklı düşünceler içindeydi. kimisi gerçekten üzerine düşünmüştü, kimisi ise okumak için okumuştu, ki bence okumak için okumak dahi 'ben de buradayım' demektir bu yüzden neden okuduğu çok da mühim değil. tabi bunlar olurken kendimde bulduğum bazı eksiklikler de oldu, en basitinden çok güzel bir detayı atlamışım. kitapta bulunan her karakter aslında isimlerini bir noktada aşırı yansıtıyorlar. örnek vermek gerekirse mesela Sevgi, fakat kitabın içindeki belki de en sevgisiz karakter. yani sevgiden yoksun olarak büyümüş fakat adı Sevgi. sonra Bilge mesela, Hikmet Benol tüm insanlara karşı inanılmaz sivri bir zekâya sahip fakat Bilge ile olunca aşırı salaklaşıyor ve diğer insanlara verdiği tepkileri Bilge söz konusu olunca vermiyor. bu yönden hiç dikkatimi çekmemişti, edebiyat öğretmenim söyledikten sonra araştırdım. sonra kitapta yine bazı insanların fark edebildiği bir detay daha var: teslis inancı.
evet, Oğuz Atay kitaptaki üç karakterinde teslis inancına yer veriyor. Albay Hüsamettin, burada babayı, Hikmet oğlu, Nurhayat ise kutsal ruhu temsil ediyor. Bu konuyu henüz araştırmadım fakat ilgimi epey çektiği için araştıracağım.
onun dışında, atölyede