Lakin giderdi işte, sormadan, sual etmeden ve söylemeden giderlerdi. Geriye ya üzerinde birkaç kırık dökük cümle yazılmış mektup ya da sadece birkaç parça esvap kalırdı. Gidenler nasıl dayanırdı, nasıl yaşardı bilmem, ama kalanlar hep ağlardı.
"Manen sevdiğin ve alakadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefasını değil, safasını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.' de, pencerelerden seyret, içlerine girme."