Belki de sen kendinden, başkalarından daha fazla nefret ediyorsun. Belki ona başkalarından daha zalimsin. Belki seni başkalarından daha fazla incitiyor. Ama inan bana oğlum, hep bu zayıflık yüzünden başka insanlara bağlıyız, kendimizi başkalarında buluyoruz, başkaları da bizde kendilerini buluyor. İşte bunun için bizim insani yazgımız ortaktır. Bu yazgıda herkese bir yer vardır. Bu yazgı, bizim insanlığımızla doludur. Çünkü yazgı dışında biz yokuz. İnsanlığımızın yazgısına güçle değil, zayıflıkla bağlıyız. Tanrı, her insanın zayıflığında zuhur eder, gücünde değil. Bunun için zayıflığını bağışla, ona karşı direnme, teslim ol, aksi takdirde ölümün zor olur. Zor ölmek, zor yaşamaya benzemez. Kim bilir, ölmen, aylar, yıllar sürebilir, çünkü Tanrı, insanı bazen böyle dener, korkunç bir hastalıktan yatağa çakar, ölümün sonu olmaz. Bakışları solar, kulağı işitmez, aklı işlemez, acının dışında ne kadar duygusu varsa yok olur gider. Eğer kendinle barışmazsan, hiç olmazsa kendini anlamazsan, nasıl öleceksin, peki?''
"Bir şekilde ölürüm. Ölmek olağan bir şey ... İnsan beşikten tabuta yaşamaz, ama beşikten tabuta ölür. Ölmek, o bir kez ölmek değildir ... Kim bilir o, bir kez ölüm, kaç ölümün sonudur. Sona gelene dek, insan kim bilir kaç kez ölmek zorunda kalır. Evet, gerçekten de ... yaşamımızda ölen, ardında kaldığımız herkesle birlikte biz de biraz ölürüz. Ölen gider, ama bize ölümünü bırakır, biz de onu taşımak zorunda kalırız. O mezarında çürür, çürüdüğünü bilmez, çünkü artık hiçbir şey bilmez, kimi geride bıraktığını bile hissetmez. Ondan sonra ölecek yakınları yoksa bile, konusu komşusu, tanıdığı, hatta onu tanımayan yabancılar da ölecektir. Çünkü ölümün bizi şekillendirmesi için sürekli ölenlerin arasında yaşamak yeter de artar bile ... Belki de artık insanın