Bir şey, "Şu kitabı al." diye seslendi.
"Okuyacak kitabım var." diye cevap verdi eski benliğinin en küçük seçimi bile sorgulayan gölgesi.
"Yine de al ..."
... kitabı heyecanla karışık bir merak hissederek aldı.
"İnandığım şeyleri hiç sorgulamadım! Çok uzun zaman önce kendimi inandırdım ve bir daha asla sorular sormadım: Soluyacak havaya muhtaç mıyım; barınağa, suya, yiyeceğe, anlamak için gözle görmeye, kulakla duymaya, parmakla dokunmaya ihtiyacım var mı? İnandığım zaman görürüm. İnanç yoksa görüntü de yok.
Ama dinleyin: Basit bir ‘fikrimi değiştirdim ve gidiyorum’ türü inanç değil bu; oyunun tek gerçek olduğuna yönelik derin, tüm yaşamın her dakikasına yayılmış bir ikna oluş.
İnançlarınıza sadece yaşamak için ihtiyacınız yok; onlara oyuna dahil olmak için ihtiyacınız var! Buz ve sopa olmadan hokey oynayamazsınız, tahta ve taşlar olmadan satranç oynayamazsınız, top ve pota olmadan basketbol oynayamazsınız, aslında olduğumuzdan çok daha sınırlı tutulduğumuza inanmadıkça yeryüzünde yaşayamazsınız."