"... dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir..."
"... üzerlerinden zaman geçtikçe ve karardıkça her biri veya günlerin tik taklarıyla bulanıklaşıp buğulandıkça; ay nefesiyle ve yıllar tozlarıyla örttükçe yaşadıklarımız ve tanık olduklarımız bile bize anlatılmış gibi gelir bazen, ne ki o zaman varlıklarından şüphe etmeye başlıyor değilizdir (gerçi ara ara bu da yaşanır), daha çok renklerini yitirir ve ehemmiyetlerini kaybederler. O zaman önemli olan önemli değildir ya da eskisi kadar önemli değildir artık ve bu kadarcık bile önem addetmek için hakikaten çaba harcamak gerekir; o zaman can alıcı olanın ilgilenmeye bile değer olmadığı çıkar ortaya ve hayatımızı mahveden şey çocukça gelir bize, tastamam abartılmış bir durum, bir saçmalık gibi gelir. Nasıl olup da canımı bu kadar sıkabildi veya nasıl olup da kendimi böylesi suçlu hissettim, sadece ağdalı bir ifade olsa da bu, nasıl olup da bu yüzden ölmeyi isteyebildim? O kadar da abartılacak bir şey değilmiş, etkileri geçme ve unutulma yolunda ilerlerken ve o zaman olduğum kişiden geriye neredeyse hiçbir iz bile kalmamışken şimdi görüyorum bunu. Olanların, başıma gelenin, yaptığımın, söylemediklerimin, es geçtiklerimin ne önemi var ki şimdi?"
"... bizden öncekilerle aralarında nasıl bir bağ kurulduğunu bilemeyiz, muhtemelen de hiçbir zaman öğrenemeyiz çünkü insanların hayatlarına hep geç kalırız."
"İşin aslı insan sadece kendi gördükleriyle ve doğrudan kendisini alakadar eden meselelerle ilgilenmeli. Her önüne gelenin anlattıklarına kulak vermemeli, herkese hakemlik de etmemeli. Sırf karşısındaki insan bir seferinde kötü bir şey yapmış olabilir diye, salt davranışlarıyla veya arkadaşlığını keserek de olsa, cezalandırıcı görevi üstlenmemeli. Yoksa sonu gelmez bunun, başka hiçbir şeye vakit kalmaz. ... Aslını istersen hepimizin bir noktada kötü bir şeyler yaptığını unutmamak lazım."