Gün yeniden doğuyor.
Gökyüzü, dün yaşanan hiçbir şeyi hatırlamıyormuş gibi aynı dinginlikle aydınlanıyor. Oysa biz, dünün yüklerini bugüne taşıyoruz. Belki de hayatın bize anlatmaya çalıştığı şey tam olarak budur; zaman hiçbir an için durmaz. Ne en büyük mutluluk sonsuza kadar sürer ne de en derin acı. Her sabah evren sessizce aynı soruyu soruyor: “Bugünü nasıl yaşayacaksın?” Çünkü değişen yalnızca takvim değildir; insanın kendisi de değişir, fark etmeden. Dün bizi tüketen düşünceler bugün anlamını yitirebilir, bugün vazgeçmek üzere olduğumuz bir yol yarın en doğru seçimimize dönüşebilir. Hayat, cevaplarını aceleyle vermeyen bir yer. Bazı gerçekler ancak bekleyene görünür; tıpkı karanlığın içinden usulca yükselen ilk ışık gibi. Bu yüzden belki de yaşamak, nereye varacağını bilmeden yine de yürümeyi seçmektir. Umut da tam burada başlar: her şeye rağmen yeniden başlayabilen insanda… Güneş her sabah doğar ama aslında değişen gökyüzü değil, biziz. Ve en büyük dönüşüm, her sabah aynı göğe bakıp farklı bir insan olabilmektir.. “Gece, insana her şeyi bitmiş gibi hissettirir; sabah ise aslında her şeyin yeniden mümkün olduğunu gösterir.” #FriedrichNietzsche
Hayata Dair
Yüzleşme 3
Hüznümü anlatan bir şarkı bulamadım. Ruhumdaki tiz çığlıkları yakacak bir türkü okumadım. İçin için yanan benliğimi bir türlü söndüremedim. Yalnızım biliyorum hepimiz yanlızız aslında kalabalıkların içinde de kör kuytu köşemizde de. En çok da mutluluğunu paylaşamadığında hüznünü solduramadığında kimsenin seni anlamadığını anladığında büyür insan. Gidecek çok yer varken gideceğin tek bir yer'in olmadığında yavaş yavaş solan gül bahçeni kimse sulamadığında... Belki toprağın yanlış. Ama insan toprağını nasıl değiştirebilirki dönüş yine oraya değil mi? Ne kadar kaçarsan kaç yine seni bulmaz mı yakalayıp gömmez mi karanlığa? Sabredersen belki gül olursun dediler ya sabredemeyip hazan olursam? Görmesini bilirsen hayat bir cennet dediler ya ben görmeyi öğrenemediysem? Yürümesini bilirsen her yol maviye çıkar dediler peki ya ben yolu bile bulamadıysam? Güzellik uykusuna yatmış bir çirkin, yüzmeyi bilmeden karadan açılmış bir gafil ne derler bana bilmem ama ben bu hayatı yaşamayı kendime öğretemedim. Hep bir bahane hep bir sorun. Ama bana da bir sorun nedir seni bu kadar yoran biraz dinlen hakettin deseler. Ver o yükleri birazda ben taşıyım deseler. Öyle bir sevselerki beni sevilmeye gerçekten layık mıyım diye aklımdan bile geçirmesem. Oysa bir sulasalar o gül bahçemi ben ne güzel açardım her mevsim kendimi...
Duygu ve Düşünce
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
dışarıdan hiç yol gitmemişim gibi duruyor ama içimde üç yüz elli kilometre koştum
1000Kitap
Hakikate giden yol, ezberden değil; tefekkürden geçer. Düşünmek çok nadir rastlanan bir mucizedir. Çoğu insan sadece tekrar eder. Hakikatin kapısı, başkalarının kurduğu cümleleri yankılamaktan değil, bizzat o kapıyı kendi idrakinle çalmaktan açılır. Bir şeyi sadece söylemek ile onu hayatın mayasına katmak arasındaki mesafe, "ezber" ile "tefekkür" arasındaki uçurum kadardır. ​Çoğunluğun konforlu limanı olan tekrara teslim olmak, varoluşun o keskin ve sarsıcı gerçeğini ıskalamak demektir. Oysa tefekkür, insanın kendi zihninde bir keşfe çıkması, mevcut kalıpları yıkıp yerine kendi hakikatini inşa etmesidir. Bu süreç cesaret ister; çünkü insan, başkalarının rehberliğinden vazgeçip kendi içsel pusulasıyla baş başa kaldığı o sessizlikte, bazen korkutucu ama bir o kadar da özgürleştirici bir ıssızlıkla yüzleşir. ​Gerçek bir mucize olan o "düşünme" eylemi; bir bilgiyi alıp zihnin dehlizlerinde öğütmek, onu tecrübeyle harmanlamak ve sonunda bir "duruşa" dönüştürmektir. Sadece tekrar eden bir zihin, aynadaki aksini bile başkalarının gözüyle değerlendirir; tefekkür eden zihin ise aynayı kırıp hakikatin kendisine bakar. ​Bu yolda ilerleyenler için, zihin bir depo değil, bir ocaktır; o ocakta sürekli yanması gereken ise sadece kendi hakikat ateşin olmalıdır. Söylediğiniz gibi, zihin o ocakta "ezber ateşi" değil, ancak hakikatin kendi çırasını yakarsa anlam kazanır. Başkalarının közüyle ısınmaya çalışmak, insanın kendi manevi kışını asla bitiremez. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
Uzun yol çekilmiyor kardeşim bir de arabayı sen sürüyosan yarrak gibi amk
Alıntı
İki şehrin ortasındayım