Cengiz Aytmatov için kelimeler basit birer araçtır sadece. O, kelimelerle hikayesini süslemez; hikayesiyle kelimeleri süsler, onlara değer katar. O kullandığı sürece kelimeler güzelleşir ve büyüler. En basit konular, en yaygın efsaneler bile o yazdığında bir başkalaşır. Renklenir, parlar, insanı büyüler, düşündürür ve belki de unuttuğumuz ya da daha önce tatmadığımız duyguları tattırır.
Beyaz Gemi de bir Aytmatov kitabı. Yazarın adına bakmasanız bile anlarsınız Aytmatov olduğunu. Yazarın kelimelerinden, kitaptaki her bir kelimenin ne kadar anlamlı ne kadar düşünülmüş olmasından. Ben yapabildiğim kadar anlatmaya çalışacağım ama unutmayın ki her bir kelimenin bir Türkçesi bir de Aymatovcası var.
Kitabımızın ana karakteri isimsiz bir çocuk. Dedesi, nenesi, dayısı, yengesi ve birkaç köylüyle beraber ormanın yanındaki bir köyde yaşıyor.
Çocuğun iki hikayesi, dürbün ve taşları dışında hiçbir şeyi yok, sadece her gün izlediği beyaz gemisi var. Dedesi ise sakin, uysal ve iyi bir insan. En büyük hazinesi ise onu mümin dede diye çağıran biricik torunu. Bir de dayısı Oruzkul var. İsmi gibi Ruslara kul olmuş, açgözlü, işgüzar bir sahtekâr.
Aytmatov’un her karakterini ne kadar incelesek bir o kadar uzun olur. Her daim güzümüzden kaçan bir ayrıntıyı, altta saklana gizli bir anlamı bulabiliriz.
Bu kitabında is Çarlık Rusya’nın halkın üzerinde kurduğu baskıyı ve geleceğe umutla bakmamız gerektiğini anlatıyor. İsimsiz çocuk geleceğe karşı umutla bakan halkı, Mümin Dede boyun eğmiş halkı, Oruzkul ise kendi değerlerini unutup Ruslara yanaşan halkı temsil ediyor.
Çocuğun bir ismi bile yok. Hayatını beyaz geminin gelip onu almasını babasına ve annesine götürmesini bekleyerek geçiriyor. Her gün Bir de dedesinin ona hediye ettiği maral ana efsanesi var. Bir gün maral ana onu sırtına