Serçe, hayatlarının bir döneminde çeşitli acılar ve eksiklikler yaşamış bir grup insanın bir araya gelmesi ve bir arayışa çıkışının hikayesini konu ediniyor. Geçmişinde zor zamanlar geçiren ve hayatını kurtarmaları sebebiyle Cizvit bir rahip olan Emillio Sandoz her zaman Tanrının varlığı konusunda sorgulamalar yapan biridir. Bir gün başka bir gezegenden anlamlı radyo sinyalleri alındığında yanındakilerle birlikte bu gezegene giderek bu arayışına bir son vermek ister. Gezegene gittiklerinde tamamen farklı bir ekosistemle ve farklı canlı türleriyle karşılaşırlar. Bilgi toplamak ve canlıların toplumsal yaşamlarını incelemek için onlarla beraber yaşamaya başlarlar.
Kitabın ilk bölümüne başladığımızda aslında hikayenin sonunu öğreniyoruz. Bölümler zaman atlamalarıyla ilerliyor. 2015-2060-2039 yıllarında meydana gelen olaylar bir ileri bir geri giderek bize aktarılıyor. Russell’ın yazmaya başlamadan önce Antropoloji bilim dalında çalıştığını okuduğumda hiç şaşırmadım. Çünkü gezegeni ve türleri betimlerken, sosyal yaşantılarını ve ilişkilerini anlatırken bunu başarılı bir şekilde aktarabilmiş. Tüm bunların dışında karakterlerimizin iç dünyaları, düşünceleri, psikolojik durumları ve inanç konusu da yoğun bir anlatımla bizlere aktarılıyor.
Oldukça akıcı ilerleyen ve beni hiç sıkmayan bu kitap konusu ve karakterlerin yaşadıklarıyla beni çok etkilemişti. Kitabı sadece bilimkurgu okurlarına değil sosyoloji, felsefe, toplum ve din gibi konularla ilgilenen okurlara da şiddetle öneriyorum.
“Tanrı’ya güvenmiştim ve beni bu noktaya kadar getirdi. Şimdi soruyorum: Neden?”
Hissettiğim duyguları kelimelere dökmek kolay değil. Serçe’yi elime aldığımda karşıma çıkacak şeyin sıradan bir
Kitabı okurken kendime sürekli şunu sordum:
Bu gerçekten bir bilim kurgu mu, yoksa insanın içini deşen bir hikâye mi? Başta bir uzay yolculuğu gibi başladı ama ilerledikçe aslında inanç, yalnızlık ve anlam arayışıyla yüzleştiğimi fark ettim. Okudukça sanki ben de o bilinmeyene doğru gidiyormuşum gibi hissettim.
Emilio Sandoz karakteriyle ayrı bir bağ kurdum.
Onun yaşadıkları bana şunu düşündürdü:
İnsan neye tutunur olur ki, inanç dediğimiz şey ne kadar dayanıklı kalabilir ki? Yaşadığı şeyler karşısında verdiği tepkiler çok gerçek geldi, hatta bazı yerlerde kendimle karşılaştırdığım bile oldu. Bu yüzden hikâye sadece okunup geçilecek bir şey değil, biraz da insanın içine dokunuyor (aslında tam anlamıyla).
Kitap bittiğinde aklımda net cevaplar yoktu ama bir sürü soru vardı. Belki de en etkileyici yanı buydu. Bana göre Serçe, sadece bir hikâye anlatmıyor; insanı kendiyle baş başa bırakıyor ve düşündürmeye devam ediyor. Okuduktan sonra bile etkisi kolay kolay geçmiyor. Etkileyiciydi dahası merak severlik söz konusu olarak sürüklenen bi kitap.. aslında kendimle yüzleştiğim bir roman oldu.
Kitabı okurken aklıma John Fowles'in kitaplarından birisindeki bir tespiti geldi. Amerikalı yazarların Hollywood tarzı, süslü anlatımlarına dair eleştiride bulunuyordu. Konu müthiş, anlatım harika, kurgu muhteşem, bilimsel veriler akla yatkın, mantık hatası ben hiç görmedim. Teoloji ile bilim kurgunun harmanlanmış hali. Başlangıçta bir an bir dakika yazar beni nereye götürüyor dedim. Ama sonra anladım gelinen yeri. Konunun akışını, olayların nereye varacağını bir taraftan merak ederken Tanrı kavramına dair teolojik ve felsefi tartışma içinde buldum kendimi. Teolojik tartışma bilindik argümanlarla sınırlı. Ama olayların akışı ile birlikte değerlendirildiğinde çok çarpıcı.
Baştaki konuya dönersem. Amerikan yazarlar böyle konuları bulmakta kurgusal olay akışı ile etkileyici bir şekilde sunmakta çok iyiler ama aşırı süslü Amerikanvari anlatım ile tüketilecek ve unutulup gidecek tarzda yazmaları dikkat çekici. Bunu bir İspanyol, Portekiz ya da Fransız yazar yazsa, nasıl olurdu diye sordum kendime. Bir İngiliz ise asla yazamazdı böyle bir şeyi bence. Ama işte böyle kitaplar da Amerikan yazarlardan çıkıyor genelde.
Kitabı kütüphanemize kazandıran bilge kitap kurduna geçmiş olsun dileklerim ile birlikte sonsuz teşekkürler.
SerçeMary Doria Russell · Metis Yayıncılık · 2003368 okunma
İyi kötü okuma geçmişim var. Geriye dönüp baktığımda beni bu kadar etkileyen kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Objektif olamayacağım kadar güzeldi.
Sene 2021. Artık Mars denen gezegenden görüntüler geliyor ekranlarımıza. Bu koca evrende yalnız olmadığımızı düşünenler için oradan alınacak örnekler, yapılacak araştırmalar çok kıymetli. Peki ya bir gün ekranlarımıza (telefon, televizyon, bilgisayar olur bu) evrende yalnız olmadığımıza dair bir görüntü yansırsa. İşte o zaman artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Uzay birçok soruların cevabını içinde barındırıyor. Peki biz bu cevapları duymaya ve bunlarla yüzleşmeye ne kadar hazırız. Kitabı okurken bu soruyu birkaç kez ben kendime sordum.
Kitabın kapak tasarımı sizi yanıltmasın. Serçe, harika kurgusuyla ödüller almayı sonuna kadar hak eden tam anlamıyla bir bilim kurgu hikayeyi işliyor. Bu sefer işin içinde din adamları da var. Cesur Yeni Dünya, 1984, Mülksüzler adlı kitaplarla konu bakımından ayrıldığı nokta tam olarak bu.
Buraya yazdığım notlarda kitabın konusu uzun uzadıya anlatıp; kitabı okuyacakların okuma keyfini kaçırmak istemiyorum. Bu yüzden benim incelemelerim de böyle. Kitabın bende yarattığı etkiyi yazmakla yetiniyorum.
Bilim kurgu okumaktan keyif alıyorsanız ( lütfen fantastik türle karıştırmayın) ve işin içine din girince sizi rahatsız etmeyeceğini düşünüyorsanız, kitabı okumak için hiçbir engeliniz yok demektir.
Şimdiden keyifli okumalar.
“Civzit bilim adamları dinlerini yaymaya değil,öğrenmeye gidiyorlardı.Tanrının başka çocuklarını tanımak ve sevmek için gidiyorlardı.Cizvitleri keşfedilen yerlerin en uzak sınırlarına götüren hep o
Herşey uzaydan gelen düzensiz sinyalleri tarayan Arechibo radyo vericisindeki görevlinin şarkışı fark etmesiyle başladı. Şarkı Rakhat adı verilen bir gezegenden geliyordu ve tek kelimeyle olağanüstüydü. Aralarında üç cizvitin bulunduğu sekiz kişilik mürettebattan oluşan Rakhat misyonunun yola koyulması fazla zaman almadı... Cizvit bilim adamları dinlerini yaymaya değil öğrenmeye gidiyorlardi...
.
Daha ilk sayfadan birşeylerin ters gittiğini okuyorsunuz fakat nedenini son 30-40 sayfada öğreniyorsunuz merak unsuru guzel işlensede uzatılan çok yer vardi.
Yazar sadece din eleştirisi yada güzellemesi yapmış diyemem çünkü aslında ikisi birden vardı...
Şimdi gelelim asıl düşünceme...Ben çok sevemedim. Bilim kurgu okumaya bayılırım fakat bu kitapta o tadı alamadım pek sanki bilimkurgu diye fısıldamışlar o kadar . Uzatılan çok yer var dedim ya geçiştirilen, mantiksiz da çok yer vardi birde çeviriden dolayı havada kalan çok cümle vardı.Sonuc olarak yazar eğer kitabı bilimkurgu adı altında değilde edebi roman adı altında yazsaydi daha başarılı olabilirdi ...
spoiler yok; çok beğendim. yıllar önce konusunu duyduğum günden beri okumak istediğim bir kitaptı. uzak bir gezegenden bir akıllı yaşam formuna dair sinyal alınıyor ve keşif için bir grup din adamı gönderiliyor. başlarken duyduğum tüm beklentiyi karşılamakla kalmadı, favori romanlarımdan biri oldu. hikayenin geçmiş, daha geçmiş ve günümüz şeklinde birden fazla timeline ile anlatılması esere çok büyük zenginlik katmış. tam puan.
bilimkurgu yönünün eksik kaldığına yönelik eleştiriler bir noktada haklı. ama edebi açıdan o kadar doyurucu ki okuyucu bunu hissetmiyor. bu açıdan kitap bana nolan filmlerini hatırlattı. kasetçalardan farksız cihazlarla insanların rüyalarına girip fikir tohumu eken, dolap içinde insan klonlayıp sihirbazlık yapan karakterlerin olduğu filmleri üstünkörü geçiştirilen teknolojileriyle değil muhteşem hikayeleriyle hatırlıyoruz. aynısı serçe için de geçerli, en azından ben bu şekilde hatırlayacağım.
SerçeMary Doria Russell · Metis Yayıncılık · 2003368 okunma
Kitabın kapağında #elgreco imzalı Cizvit şair “Hortensio Félix Paravicino” portresi olan ve hakkında çok konuşulan Serçe’yi bence etkileyici bir roman yapan ne kurgusu ne de olay örgüsündeki hüner...
1950'de Chicago'da doğdu. Kemik biyolojisi ve biomekanik konusunda uzman bir paleo-antropolog olarak Avustralya ve Hırvatistan'da araştırmalar yaptı. 1980' lerde akademik kariyerini bırakarak yazarlığa soyundu. Halen eşi Don ve oğulları Daniel ile Cleveland'da yaşamaktadır.
1996 yılında yayımlanan ilk romanı Serçe büyük bir başarı kazandı. Entertainment Weekly yılın en iyi on kitabından biri seçti. 1997'de İngiliz Bilimkurgu Yazarları Kurumu tarafından En İyi Roman ödülüne layık görüldü. Russell yine aynı romanıyla James Tiptree Jr., Arthur Clarke ve John W. Campbell ödüllerinin de aralarında bulunduğu birçok ödül topladı. 1998'de Serçe' nin devamı niteliğindeki Children of God, “Tanrı'nın Çocukları”nı yayımladı.