Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden herşeyin bittiğini Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz inceliği Ansızın bir ürperişte: bitti mi herşey bitti mi Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar Bırakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, ya da bir boşluğu bırakır gibi Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba. Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun butlarında
Şiir
(A)NORMAL AKTİVİTE
Çalıştığı firmanın bekleme salonunda sıradan birgün geçiriyordu. Bilindik işler peşinde, bedenen yeri yurdu belli ama ruhen kaybolmuş bir hayatın kendine göre baş aktörüydü. Sağ dirseğini önündeki masaya yaslamış, sol elinin işaret parmağı ile masanın üzerinde hemen önünde duran telefonunda ekran kaydırıyordu. Sosyal medyanın derin ama bir o kadar da sığ dehlizlerinde kimi umut, kimi eğlence, kimi ise olmayanı satıyordu. Sabah saatlerinin iç titreten soğuğuna inat, öğlen yaklaştıkça hararet basıyordu. Masanın üzerinde telefonun hemen yanında duran yarım bardak çaya baktı. Bir anda oturduğu yerden ayağa kalkıp sırtındaki firmanın logosu olan poları çıkarttı ve başka bir sandalyenin üzerine fırlattı. Tekrar yerine oturmaya niyetlenirken eliyle üstünü yokladı istemsizce, sigarası ve çakmağı poların cebinde kalmıştı. Poları fırlattığı sandalyenin başına döndü, cebinden sigarasını çakmağını çıkarttı. Henüz oturacağı yere dönmeden sigaranın ucunu çoktan ateşlemişti bile. Aslında sigara yakmak aklında yokken neden yakmıştı bunu anlamamıştı. Masaya geri oturduğunda, etrafa göz gezdirdi. Masanın karşı ucunda kendisinden birkaç yaş büyük adama baktı. O adam da masanın üzerine gövdesini yarısına kadar yatırmış bir elini başına dayamış, bir sandalyede yan oturarak telefonu ile uğraşıyordu. Birden aklına lisede staj için gittiği kamu kurumundaki atölye memurları geldi. O adamlarda, ellerinin boşluğunda atölyede iki buçuk litrelik pet şişelere zeytin kurarak vakit geçiriyorlardı. O yaşta çok kızmıştı adamlara belki ama yaptıklarının doğru ya da yanlış olması artık onu ilgilendirmiyordu. Yarım bardak çayını avuçlarının arasına aldı, bir yudum çekti. Çektiği gibi yüzü buruştu ve boğazından zorla geçirdi yudumunu. Çay buz gibi olmuştu. Masanın karşısındaki adama baktı. “Şu sıcakta
Hayata Dair
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yoo hiçbir şey olmadı
Huzurunuzu kaçıracak insanlar kitaplarda bile karşınıza çıkmasın, dilerim. ✨️ Evet pothos seviyorum ve bir gün benim pothosum da kitaplığımdan sarksın istiyorum... 🍃
Nasibi de dürtmek gerekir.
____Ya nasip!. **Böyle deyip geçip gitmek mi, bir köşeye çekilmek mi gerekir. Yo yoo. İnatlaşırsın, üstüne üstüne gidersin nasibinin. Zorlarsın. Olmazı oldurmaya çalırsın. Yıllar geçer mücadeleyle, beklemeyle. Sonra anlarsın boşa kürek çekip çekmediğini. Ne olursa olsun nasipse olur, nasip değilse olmaz. Nasip kelimesinin manası öğrenmek bazen yıllarını alır insanın. Ve insana nasibinden ötesinin olmadığına.**
Okuduğum en samimi şiir
Tekrar gitme ne olur!.. Aldırış etme saçma sapan sözlerime. Yoo.. hayır, ağlamıyorum, Galiba cıgaranın dumanı kaçtı gözlerime. Yusuf Hayaloğlu
Şiir
+Aysel gitti. -Onun için mi üzgünsün? +Yoo. -Döner herhalde. Üzülme n'olursun. +Dönse de fark etmez. -Neden? +Artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz ki. Bir kere gitti mi gitti. Yüzüne baktığında hep bunu hatırlarsın.