Düğümü çözmekten yoruldum; artık uğraşmıyorum, ipi kesiyorum.
1000Kitap
Sessiz Umutların Ağırlığı
​"İçimde hiçbir beklenti yokmuş gibi davranmaktan, yüzüme o 'olursa olur, olmazsa sağlık olsun' maskesini takmaktan çok yoruldum. Dışarıya karşı ne kadar sakin, ne kadar kabullenmiş görünsem de, içimde koca bir dünyayı, sığdıramadığım dağlar kadar umudu taşıyorum. ​Her 'fark etmez' deyişimde içimden geçen binlerce ihtimali susturmak, kimse görmesin diye o umutları kalbimin en derin köşelerine saklamak artık ağır geliyor. İnsan beklentileriyle kırılmaktan korktuğu için sessizleşiyor belki ama o sessizliğin içine sığdırılan umutlar, haykırılan isyanlardan daha çok yoruyor ruhu. ​Güçlü görünmekten, her şeyi sineye çekiyormuş gibi yapmaktan ve aslında canım çıkarcasına beklerken 'hiç umrumda değilmiş' rolünü oynamaktan çok ama çok yoruldum."
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim
17.6 Yakarış, Yalvarış Her Ne Dersem Derseniz
Duvara bakıyorum. Saatin kaç olduğu önemli değil artık; zaman da benimle birlikte yorulmuş gibi akmıyor. Tavanla duvarın birleştiği yerde gözüm takılı kalıyor, sanki orada bir cevap gizliymiş gibi. İçimde ağır bir sessizlik var. Gürültü değil; tam tersine, her şeyin sustuğu o derin boşluk. “Allah’ım,” diyorum içimden, dudaklarım bile kıpırdamadan. “Ben neredeyim?” Buradayım ama sanki kendimde değilim. Nefes alıyorum ama yaşadığımı hissetmiyorum. Hayatın içindeyim de anlamının kenarından bile geçememişim gibi. Yoruldum. Çok yoruldum. Taşıdığım şeyler ağır değil aslında; bitmeyen sorular ağır. Neyim ben?
Duygu ve Düşünce
Yoruldum… Hadi azıcık sohbet edelim
Seni her gördüğümde zaman bir anlığına duruyor. Kalabalığın içinde sadece seni seçiyorum. Giydiğin tişörtü, yürüyüşünü, telefonla konuşurkenki hâlini, birkaç saniyelik bakışını bile fark ediyorum. Çünkü insan, sevdiği kişiyi gözleriyle değil, ezberlediği kalbiyle tanıyor. Bugün bana farklı baktın. O bakışın içinde ne vardı bilmiyorum. Özlem miydi, kırgınlık mıydı, hayal kırıklığı mıydı, yoksa sadece bir anlık bir duraksama mı? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o bakışın içime oturduğu. Çünkü bazı bakışlar bir cümle kurmaz ama insanın içinde sayfalarca konuşur. Ben en çok belirsizlikten yoruldum. Çünkü seni tamamen kaybetmiş gibi yaşayamıyorum. Bir gün bir sokakta, bir köşede, bir bakışta yeniden karşına çıkıyorum. Sonra içimdeki bütün yaralar yeniden açılıyor. Her karşılaşmamız bana aynı şeyi hatırlatıyor: Sen varsın, ama benim değilsin. Ben de yokluğuna alışmaya çalışırken varlığına rastlıyorum. İnsan bazen bir kişiyi değil, onunla kurduğu ihtimalleri özlüyormuş. Birlikte geçecek günleri, söylenecek cümleleri, tutulacak elleri, gerçekleşmeyen hayalleri... Ben galiba en çok bunu yaşıyorum. Seni değil sadece, senden sonra yarım kalan beni de özlüyorum. Kendime defalarca "Bitti." dedim. Aklım kabul etti, zaman ilerledi, hayat devam etti. Ama kalbim aynı yerde kaldı. Çünkü bazı ayrılıklar kapı çarpması gibi olmaz; sessizce olur. İnsan gittiğini görür ama bittiğini hissedemez. Hâlâ bir umudum var. Belki çok küçük, belki mantıksız, belki beni yoran tek şey. Ama yine de içimde taşıyorum. Çünkü seni sevmeyi bırakamadım. Ve insan bazen sevdiği kişiyi değil, ona duyduğu umudu kaybetmekten korkuyor. Ben senden vazgeçemedim. Çünkü bazı insanlar hayatımıza kısa süreliğine gelir ama ömrümüzün en uzun özlemi olur. Sen benim geçmeyen özlemim, bitiremediğim duam ve içimde hâlâ yaşayan