Seni her gördüğümde zaman bir anlığına duruyor. Kalabalığın içinde sadece seni seçiyorum. Giydiğin tişörtü, yürüyüşünü, telefonla konuşurkenki hâlini, birkaç saniyelik bakışını bile fark ediyorum. Çünkü insan, sevdiği kişiyi gözleriyle değil, ezberlediği kalbiyle tanıyor.
Bugün bana farklı baktın. O bakışın içinde ne vardı bilmiyorum. Özlem miydi, kırgınlık mıydı, hayal kırıklığı mıydı, yoksa sadece bir anlık bir duraksama mı? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o bakışın içime oturduğu. Çünkü bazı bakışlar bir cümle kurmaz ama insanın içinde sayfalarca konuşur.
Ben en çok belirsizlikten yoruldum. Çünkü seni tamamen kaybetmiş gibi yaşayamıyorum. Bir gün bir sokakta, bir köşede, bir bakışta yeniden karşına çıkıyorum. Sonra içimdeki bütün yaralar yeniden açılıyor. Her karşılaşmamız bana aynı şeyi hatırlatıyor: Sen varsın, ama benim değilsin. Ben de yokluğuna alışmaya çalışırken varlığına rastlıyorum.
İnsan bazen bir kişiyi değil, onunla kurduğu ihtimalleri özlüyormuş. Birlikte geçecek günleri, söylenecek cümleleri, tutulacak elleri, gerçekleşmeyen hayalleri... Ben galiba en çok bunu yaşıyorum. Seni değil sadece, senden sonra yarım kalan beni de özlüyorum.
Kendime defalarca "Bitti." dedim. Aklım kabul etti, zaman ilerledi, hayat devam etti. Ama kalbim aynı yerde kaldı. Çünkü bazı ayrılıklar kapı çarpması gibi olmaz; sessizce olur. İnsan gittiğini görür ama bittiğini hissedemez.
Hâlâ bir umudum var. Belki çok küçük, belki mantıksız, belki beni yoran tek şey. Ama yine de içimde taşıyorum. Çünkü seni sevmeyi bırakamadım. Ve insan bazen sevdiği kişiyi değil, ona duyduğu umudu kaybetmekten korkuyor.
Ben senden vazgeçemedim. Çünkü bazı insanlar hayatımıza kısa süreliğine gelir ama ömrümüzün en uzun özlemi olur.
Sen benim geçmeyen özlemim, bitiremediğim duam ve içimde hâlâ yaşayan