Karanlıkta iki gölge yan yana geldi ve karanlık bitti...
Puan vermedi·376 syf.··
2026 68. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 21:00
"He is half of my soul, as the poets say." ya ben bu kitabın beni bu kadar mahvedeceğini tahmin etmemiştim.. ne yazcam kelimeleri nasıl toplıcam hiç bilmiyorum hala. Madeline Miller mitolojik bi efsaneyi alıp öyle bi aska, öyle zarif bi bağlılığa dönüştürmüş ki kitabı bitirdiğimde göğsümde kocaman bi ağırlık vardı hala etkisinden cıkamıyorum ağlamaktan yoruldum .. biz akhilleusu hep o yenilmez gururlu yarı tanrı savasçı olarak bildik ya hani, tarihteki o gaddar imajı falan. ama bu kitap bize onun savas meydanlarındaki ihtişamını diil patroklosun gözlerindeki o saf masum halini anlatıyo. o kadar insani ki.. hele o Chiron'un yanındaki çocukluk yılları, pelion dağındaki o huzurlu günler.. yazar oraları o kadar güzel anlatmış ki keşke hep orada kalsalardı dedim okurken. patroklosun sadakati, o herkesin korktuğu akhilleusun onun yanındaki o çocuksu ama devasa sevgisi içimi titretti resmen. bi de şu kader mevzusu ve tanrıların o kibirli, bencil dünyası beni acayip delirtti okurken.. özellikle Thetis karakterine o kadar sinir oldum ki anlatamam, kadındaki o kibir ve oğlunu sadece şan şöhret için harcama isteği delirtti beni. iki ölümlünün kaderin önüne geçemeyen o çaresiz ama yine de pes etmeyen hikayesini izlemek hem büyüleyiciydi hem de cok can yakıcıydı bence truva savaşı başladığı andan itibaren zaten kalbim sıkışa sıkışa okudum, o savaşın anlamsızlığı, gurur yüzünden verilen o kayıplar falan çok iyi işlenmişti. yazarın dili de o kadar akıcı ki betimlemeler falan acayip şiirsel, sanki düz yazı diil de bi melodi okuyosun gibi. akhilleusun şan şöhret açlığıyla patroklosun o şifacı, merhametli yönünün tezatlığı muazzam verilmiş. sonunu bile bile okumak canımı cok yaktı, o son sahneler, mezar taşındaki o isim detayı falan beni benden aldı bittim orda zaten.. ama her saniyesine
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,3bin okunma
Puan vermedi·415 syf.··
2018 98. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2018 00:00
@okumacemberiolusturalim etkinliğimizin biten üçüncü kitabıyla geldim. Okuyan kadinlar kulubu nün #herayinbiribiryayinevi etkinliği için seçtiği Epsilon Yayınevi okumamında sonuna geldim böylece. Daha günüm var aslında yayınevinden bir kitap daha okuyabilirim ama diğer etkinlikler bekler. #kanbüyüsü #karacadı üçlemesinin son kitabı. Aydınlık ve karanlığın savaşı bu kitapta son buldu. İkinci kitabı olan #gölgebüyüsü biraz vasat gelmişti, @noraroberts acısını bu kitapta çıkarmış. Okurken yoruldum desem yeridir. Fazla hareketli, gizemli, ezeli düşmanların çarpışmalarının bolca yer aldığı, son sayfalarında fazlaca duygulandıran bir kitap okudum. Tüm üçleme boyunca anlatılanlar arasından çıkan sürprizler şaşırttı, ister akraba olsun, ister dost olsun bağların ne kadar büyük bir anlam ifade ettiğini tekrar gösterdi. İblisler, verilen adaklar, yüzyıllar önce yaşayanlarla kurulan bağlar, zaman dilimleri arasında ki yolculuklar, savaşlar, hortumlar, büyüler, tılsımlar, şahinler, tazılar, atlar, şekil değiştirenler ve tabi ki aşk. Sayarken yoruldum, okurken siz düşünün. Etkinlik sayesinde uzun zamandır kitaplığımda beklettiğim seriyi okuma fırsatı bulduğum için mutluyum evet ama bana bu kadar cadı, büyü yeter. Gerilim-polisiye-korku kitaplarıma geri dönüyorum müsadenizle. Değinmeden geçemeyeceğim, cadılardan biriyle ortak bir hayalimiz vardı. Kitaplarla dolu bir oda, bir şömine, bir fincan çay, elinde kitap, ayağının dibinde uyuklayan bir köpek... Keyifli okumalarınız daim olsun...
Kan BüyüsüNora Roberts (J.D. Robb) · Epsilon Yayınları · 201696 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·101 syf.··
2026 13. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:16
'Aramakla bulunmaz ama bulanlar da arayanlardı.' Büyük arayışla, bir yolculuğa çıkıyoruz bu öyküde. Varacağın bir yer umarak ama varıp varmayacağını da bilemeden... Hep bir şüphe olacak ardında.. Ve hep bir netliğin gölgesine düşeceksin peşi sıra. Aşk şüpheden arınmak değil miydi peki? Acabaların olduğu yerde aşktan söz edilebilir miydi? Bilinmezliğin içindeki tamamlanmışlıktı aşk ve bu bilinmezliğe razı gelişti biraz da.. Yorulmak mı? Yorulmadan aşk, aşk kalabilir miydi? Aslında aşk, yoruldum demeyecek dirayeti göstermekti. Hasılı kelam varmak aşkın neticesiydi. Aşk diye bilinen şey de hakikatti. Vardım sanmak aşkın da ötesindekini aradığının farkındalığıydı. Arıyorum diyen, kör pencerede bakınandı. Vardım diyen, saydam kapıdan bakandı. Yandım diyen, çoktan aşk aleminden hakikat alemine varmıştı bile. Aşktan öte hakikat yoktu. Hakikat de içindeki özdeydi. Sendeydi. Kendindeydi. Kalbindeydi. Evindeydi. Uzaklarda aramanın da alemi yoktu işte... Bunu bilecek dimağ olsaydı, görecek göz de olurdu elbet. Görmenin hükmü aramaktan geçer. Ara ki bulasın. Özünden uzak kalanın yolu uzun olur evet. Ama tüm yolculuklar varmaya çıkar. (Bir öyküyle aşk üzerine birkaç cümle sarf edebilme cüretine girmem Rasim Özdenören'in kalemini gerçekten sevdiğimdendir.. Kör pencereler son öyküsü.. İyi ki de son bir öykü daha yazmak nasip olmuş. Allah rahmet eylesin. Kör pencereden nasıl da derin hakikatler açtı içimize.. Bu da bir yazarın başarısıdır.)
Aşk
Kör PencerelerRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 2022214 okunma
9/10
·376 syf.··
2026 2. kitabı
Savaş ve Açlar Başkasının başına gelenleri neden yüreğimde daha çok hissediyorum? Bu his, kendime olan saygımın ve benlik duygumun zayıflığını mı çarpıyor yüzüme? Epeydir, doğrusunu söylemek gerekirse çokça yıldır; belki de kendimi bildim bileli başkası önce gelirdi kendi varlığımdan. Nedenini düşünmekten yoruldum, istemiyorum artık bunu düşünmeyi. Benliğime, ötekine ve ikisinin omuz vererek şekillendirdiği hayat denilen şeye yönelttiğim kavrayışımı keskin bıçaklarla kesmek, kanatmak istemiyorum artık. Çok kanadım. Böyleyim işte; ister kendime saygımın olmadığını açığa çıkarsın bu özgecilik ister merhametimin özümü delip mahvedecek büyüklükte olduğunu, irademin ise nefesime dahi kuvvet veremeyecek cılızlıkta olduğunu söylesin bana, umurumda değil artık. Dünyayı böyle görmeye eğilimliyim ve ne yaparsam yapayım bu değişmeyecek. Yaşadıkça, umut edip umuduma ihanet ettikçe öğreniyorum. Başkasına yönelmiş bu adanmışlık hali; kendi duygularıma, hislerime, korkularıma ve insana dair her türlü duygu durumuna kendini layık görmeme tehlikesini içinde barındırıyor bence. Acı, başkasının acısı olduğunda onarılmaya değer oluyor. Mutluluk, ancak başkasına yaraşıyor; sevgi, ancak ötekine yöneldiğinde anlam kazanıyor sanki. Peki ya ben? Ben, benliğim, özüm nerededir bunca hengamenin arasında? Bana layık bir sevgi, bir hikâye, bir aşk, bir hüzün, bir öfke ve bir heyecan yok mudur? Varmış. Hasan İzzettin Dinamo ile öğrendim. İnsanın hikayesi Rus yazarlar anlatınca özeldi bu zamana kadar. Yalnızca o büyük Moskof yazarlar anlatabilirdi sanki varoluşa haykırılan büyük trajedileri. Yalnızca Fransızlar destansı bir romantizm yazabilirdi hayatımızı uğruna adayabileceğimiz bir masal uğruna. Sadece İngilizler bilebilirdi nezaketi, nükteyi, büyük ama temkinli iştahları. Öyle değilmiş, savaşın
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,198 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 88. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 13:16
Yürümek... yürüyüş... Yürüdükçe derinleşen bir anlam haritası var bu kelimenin. Yürümenin Felsefesi ismiyle bir araya getirilen yürüyüş hikâyeleri de var kayıt altında...binlerce okuyucusu olan bir kitap, aynı zamanda binlerce yürüyücü için de bir yol güzergahı olmuş. Aristo talebeleri ile ders yaparken yürürmüş...İslam felsefesinde de Aristo takipçileri de Meşşâîler de denir ki bu da yürüyücüler anlamına gelir. Hem etken ve hem edilgendir insan yürürken...yürürken yorulur ve inşa eder insan... Uzun yürüyüşler için hazırlık gerekir...ve hazırlık bazen alınan yalın bir karardan ibarettir...yürümek...yol...yol arkadaşı... güzergahı...menzil... Toprak ve gökyüzü ve bulutlar... İnsan ve yalnızlık... Çok halsizim...okurken de çok halsizdim... yürümeden henüz yoruldum...okuyunca yürümüş sayıldım mı acaba?
Uzun YürüyüşAyhan Geçgin · Metis Yayıncılık · 2015267 okunma
Kendimizden kaçarken
7/10
·460 syf.··
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 12:16
Orhan Pamuk 'un Kara Kitap 'ını bitirdiğimde aklımda Galip'ten çok bir soru kaldı: İnsan neden kendisi olmakta bu kadar zorlanır? Bu soruyu yalnızca roman sormuyordu. Bölüm başlarında karşıma çıkan Lewis Carroll, Patricia Highsmith, Marcel Proust, Thomas de Quincey ve daha birçok yazar da aynı sorunun etrafında dolaşıyordu sanki. Kitap boyunca altını çizdiğim cümlelere dönüp baktığımda şaşırtıcı bir şey fark ettim: Birbirinden tamamen farklı görünen bu sesler, aynı karanlığa bakıyordu. Kimlik. Taklit. Başkalarının gözünden yaşamak. Kendi sesini kaybetmek. Kara Kitap dışarıdan bakıldığında kaybolan bir kadının hikâyesi gibi görünüyor. Galip'in eşi Rüya ortadan kaybolur ve o da onu aramaya başlar. Fakat roman ilerledikçe anlıyoruz ki Orhan Pamuk'un derdi hiçbir zaman bir kayıp vakasını çözmek değil. Asıl mesele şu: Bir insan, kendi hayatının içinde nasıl kaybolur? Orhan Pamuk'u ilk kez okuyorum. Üstelik siyasi olarak da kendimi ona yakın hissettiğim söylenemez. Ama edebiyatın güzel tarafı burada başlıyor zaten. Bir yazarı okumak için ona hayran olmanız gerekmez. Hatta bazen mesafeli olduğunuz sesler, size en ilginç koridorları açar. Kara Kitap benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu. Roman boyunca sürekli bir arayış var. Ama bu arayışın yönü sürekli değişiyor. Başta Rüya aranıyor sanıyorsunuz. Sonra Celâl'in peşine düşülüyor. Sonra İstanbul'un. Sonra hikâyelerin. Sonra yüzlerin. Bir noktadan sonra ise insan şunu fark ediyor: Belki de herkes başka bir şeyi arıyor ama hiç kimse neyi aradığını tam olarak bilmiyor. Bu yüzden Kara Kitap'ı okurken sık sık günümüzü düşündüm. Çünkü romanın merkezindeki mesele bana göre kaybolmak değil. Başkası olmayı istemek. Kitapta beni en çok etkileyen alıntılardan biri şuydu: __"Babam insanımızın bir gün başkalarını taklit etmeyecek kadar mutlu olabileceğinden umudu
Edebiyat
Kara KitapOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202511,6bin okunma