Gece iniyordu. Aletleri attım elimden. Artık çekicin, vidanın, susuzluğun ya da ölümün ne önemi vardı ki? Yıldızın birinde, bir gezegende, benim gezegenimde, Dünya’da, avutulmak isteyen bir Küçük Prens vardı şimdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kadavralar arasında bireysel farklılıklar vardı. Ölüm, ifadelerini yumuşatmış olsa da yüz kaslarının gelişimi, her birinin yaşarken ki tutumuna dair ipuçları veriyordu. En fazla değişkenlik, ağız köşelerini yana doğru çekerek gülümsememizi sağlayan zygomaticus major ve minor kaslarıydı. Bu kaslar kimilerinde, kahkahalarla geçmiş bir hayatın izleri gibi kalın ve belirgin olurdu. Kimilerindeyse acı dolu yılların göstergesi olan kuruyup büzüşmüş ince tellere benzerdi.
Plath'ın Cam Fanus'ta açıkladığı gibi, doktorların hastalarıyla nasıl konuştuğu, ne denli müşfik ve destekleyici davranıp hangi ölçüde empati kurabildikleri de iyileştirme sürecini, uygulanan fiziksel tedavi kadar etkileyebilir. Bu açıdan bakıldığında, psikiyatri araştırmalarında giderek daha fazla kabul gördüğü üzere, en büyük farkı yaratan, tedavi değil tedaviye uygulayan terapisttir.
İlk anatomistler, insan vücudu ile varlığımızı sürdürmemizi sağlayan gezegen arasındaki doğal bağıntıyı görmüşlerdi; vücudumuz evrenin minyatür bir yansıması, bir mikrokozmostu.