Mevkiyle kabul gören biri, koltuğunu bırakmaktan korkar. Övgüyle beslenen biri, sessizlikte var olamaz. Ve tüm bunlar beraberinde sürekli bir kaygıyı getirir
Çünkü değiştirme hakkınız olmadığında, seçiminizi kabul etmek zorunda kalıyorsunuz. İşte bu "kabul" de seçiminizle daha mutlu olmanızı sağlıyor. Yani, mutluluğun özünde "kabul" vardır. Ama şimdi kritik soru şu:
Tam olarak neyi kabul edeceğiz?
Okuması zor bir kitap oldu, süründü kitap resmen. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, "romanın üçüncü bölümde tasvir ettiğim zamanlara ulaşamadık, hâlâ ikinci bölümdeki Ankara'nın içinde tepinip duruyoruz" demiş yıllar sonraki basımın ön sözünde. Bugün de bazı şeylerin orda kaldığıyla ilgili bir hissiyat kitabı zorladı benim için. Son bölümde Cumhuriyetin 20. yılında Gazi'nin halkı selamlaması içimi burktu. Keşke biraz daha vakti olsaydı. Belki o zaman Yakup Kadri 'de bugün biz de tahayyül ettiğimizden fazlasını görürdük.
Tarihi,Cumhuriyetin ilk yıllarını okumaktan keyif alanlar için tavsiye ederim.
Lakin, bir gün gelir, eskiden yoluna can vermeye hazır olduğumuz sevgilinin solmuş yüzüne, çil basmış ellerine bakarken " O bu muydu? Bunun için mi yıllarca yanıp tutuştum?" deriz. Hayatımızın en hazin anı budur. Çünkü, bu halet, biraz da bizim ihtiyarlığımızın işaretidir. Gönüllerdeki o soğuk ürperiş, kışın, bize ilk üfleyişlerindendir. Gözümüzün önünden bir hayal perdesi daha kalkmıştır.