Hayat ne kadar garip oluyor bazen. Bir bakıyorsun seni dünyanın en mutlu insanı yapmış. Böyle kendini bulutların üstünde sanıyorsun, özgür, anka kuşu kadar özgür. Ama bir an geliyor ki tam mutluluğun tadını almaya başlarken üstünde kara bulutlar dolanmaya başlıyor. Kendini karanlıkta hissediyorsun. Uçurumun kenarında buluyorsun kendini. Elin ayağın tutmaz oluyor birden. Içine sanki bir hançer saplanmış gibi hissediyorsun. Işte o an anlıyorsun ki hayat sadece bir oyun ve sen de o hayatta sadece çaresiz bir oyuncak. Bu sefer oyuncak olmamak için çabalıyorsun. Sana türlü türlü oyunlar oynanıyor sanki herkes ağız birliği etmişcesine yalan söylüyor. Diyorsun ki oyuncak olmak mı özgür olmak mı? Özgürlüğü seçersen uçurumdan atlıyorsun. Yalansız dolansiz tek başına yapayalnız kalıyorsun. Oyuncak olmayı seçsen sen uçurumdan atlamasan da eninde sonunda seni o uçuruma yine atıyorlar, itiyorlar seni o dipsiz kuyuya.
Bense ne oyuncak olmak istiyorum ne de özgür... Ben sadece senin olmak istiyorum. Sadece senin gözlerinde esir olmak, sadece senin nefesinde özgür olmak istiyorum. Senin hikayende son olmak, senin kalbinde tek olmak istiyorum!
İşte yine sensiz bir gece daha. Ağır geliyor sensiz yaşamak. Uzaklardasın, çok uzaklarda. Gönül limanım bomboş. Her gün gözlerim dalar gider ufuklara. Ufukta hep mi acı olur, hep mi ayrılık olur, hep mi sessizlik olur, hep mi sensizlik olur? Ağır ağır esen sonbahar rüzgarları getirir mi seni bana? Yere düşen her damla gözyaşım gönlümdeki sonbahar kuraklığını dindirir mi? Her geçen gün yüzümdeki kıvrımların derinliği artıyor, tıpkı aramızdaki mesafeler gibi. Ben sana yaklaştıkça sen uzaklaşıyorsun. Elimde bana baktığını varsaydığım fotoğrafların var ya, tek sırdaşım onlar işte. Uzun uzun bakıyorum gözlerine, biçare bakıyorum, korkuyla bakıyorum, umutsuzca bakıyorum. Dipsiz bir kuyuya düşüyormuş hissi veriyor gözlerine bakmak. Her gece elimden tutup kurtarır diye umut ediyorum. Gönül limanıma beklediğim gözlerin tıpkı ufuktaki yalnızlık gibi korkutuyor beni. "Gel" demenin bu kadar zor olduğu bir hayatta gitmek bu kadar mı kolay?
Bazen uyumaktan çok korkuyorum. Ruhumun beni değil de seni terk etmesinden korkuyorum. Seni ben kadar düşünecek kimsenin kalmamasından korkuyorum. Olur da gece susarsan sana su getirecek kimsenin olmamasından korkuyorum. Yağmur yağar, gök gürültüsünden korkunca sana sarılacak birinin olmamasından korkuyorum. Sen karanlıktan korkarsın ya karanlıkta kalırsan diye korkuyorum. Ben ölmekten değil de seni bensiz bırakmaktan korkuyorum...
Gönül defterimin sayfalarını çeviriyorum yine. Her sayfasında sen varsın, her sayfasında üç noktayla bitmeyen cümlelerim, yaşayamadığım hayallerim var. "Severek ayrılanlar" derler ya ben bunu bile yaşayamadım biliyor musun? Ne senden ayrılabildim ne de sevdiğinden emin olabildim. Araftayım, ne gel diyebiliyorum ne de geleyim diyebiliyorum. Çıkmazlardayım, karanlıkta bir başıma, çaresiz, nefessiz ve sensizim. Artık biliyorum, ne bana gel diyeceksin ne de sen geleceksin. Hani derler ya burnumda toprak kokusu var. Eğer sensizliğin acısını dindirecekse o toprak kokusu koksun artık burnumun direğini kırsın, gönül defterim senle kapansın!