Bu alevler ve kırmızılıktan daha kötüsü o korkunç çıtırtıydı; sanki dev bir hayvan ağzı, evlerin ahşabını ısırıyor, dişleri arasında eziyor, çiğniyor, çiğniyor, sonra da tükürüyordu.
Üstelik denizi seyretmeyi severim ben; bir gün ondan uzaklaşmak zorunda kalırsam, özlerim. Bir gemide kendimi pek rahat hissetmediğim doğru; ayaklarımın sağlam toprağa basmasını yeğlerim. Ama deniz kıyısında! O yakıcı kokularını duymak isterim denizin! Ölen, doğan, yeniden ölen dalgalarını görmek isterim! Bakışlarımın, sonsuzluğunda yitip gitmesini isterim!
Dünyaya bu çağda gelmiş olmak, teselli kabul etmeyen bir acı benim için. Ne kadar geç, Tanrım! Nasıl da solup buruşmuş dünya! Zamanın alacakaranlığında doğmuşum gibi geliyor bana ve öğlen güneşinin nasıl olduğunu hayal bile edemiyorum.