Ege sularında yaşanan göçmen dramı ve ekoloji sorunlarını ele alan bir roman: Balıkçı ve Oğlu
Huzursuzluk, Serenad, Kostantiniyye Oteli, Kardeşimin Hikayesi, Son Ada, Mutluluk Zülfü Livaneli deyince aklıma gelen ve okuduğum romanları.
Balıkçı ve Oğlu roman, Ege'nin sakin bir koyunda kendi halinde yaşayan Balıkçı Mustafa'nın ve ailesinin hikayesiyle başlıyor. Sonrasında bu hikaye etrafında Ege'de yaşanan göçmenlerin yeni bir yaşam hayaliyle denizde son bulan dramları, Afganlı Samir bebeğin hikayeye dahli, yıllar önce denizde kaybolan Mustafa'nın oğlu Deniz'in hikayesi, başka denizlerden gelip balıkçıların baş belası olan balon balığı ve diğer istilacı balıklar, koylara çöken balık çiflikleri, maden şirketleri, koyun sol yanına yapılan otel inşaatı ve yağma karşımıza çıkıyor. Mustafa, Mesude ve köydekilerin Girit göçmeni olduğunu okuduğumuz hikayede yıllar sonra balıkçı Mustafa'nın balığa çıktığı bir sabah ağına takılan iki ceset biri kadın, biri erkek ve Yunus balığının plastik minik bir şişme botu ite ite sandalın yanına getirmesi ile küçücük bir bebek romana dahil oluyor. Bebeğin yaşadığını anlayan Mustafa'nın oğlu Deniz'in yerine bu çocuğu koyması denizin bir çocuğu alıp bir çocuğu vermesi olarak yorumlaması ve sonrasında yaşananlar anlatılıyor.
"Akdeniz'de on altı binden fazla sığınmacı hayatını kaybetti" cümlesinin sadece rakamlardan ibaret olmadığını, yaşanan insanlık dramlarını ve bu insanların umuda yolculuk ederken denizde son bulan yaşamlarını okuyoruz. Romanda toplumsal olaylara kayıtsız kalamayan yazarın göçmen sorunu, Ege özelinde tüm yurda çöken yaşadığımız toprağı, havayı, denizi yok eden sadece parayı düşünen zihniyeti eleştirisi de kitapta yer buluyor. Romanda yazar bu tür çevresel felakete yol açan zihniyetin o bölge insanı ile ilgisinin olmadığını