" Dağılmış bir yarayım seni bırakıp gittiğimden beri!
Ölmedim, hayattayım.
Ama say ki öldüm.
Say ki akmayan bir irin, kabuk tutmayan bir gönül yarasıyım on beş yıldır.
Herkes arkasında bir şey bırakır bir gün.
Bir işaret, bir söz, bir bakış...
Ben sana keder, sana veda, sana tutulması zor bir yas bıraktım; üzgünüm. "
" Kalbinde derin bir çizikle gezenin, günün birinde her ne pahasına olursa olsun yaranın müsebbibini affetmesi kadar kederli ve ağır bir şey yoktu dünyada. "
“… Al bu gönül yarası, hazan sarısı, zaman ağrısı sende kalsın, ben taşıyamadım.
Onca yıldan sonra, unutmamak için her seferinde başa sardığım, her gece sessizce gelip yanıma kıvrılan bütün bu anılardan, ağzımın içinde sessizce dolaşan kelimelerden başka hiçbir şeyim yok belki de.
Geceyle avuttuğum!
Adındaki noktayı düşürdüğüm!
Seni dünya üzerinde tek başına yankılanan boş bir ev gibi bırakıp gittiğimi unutmadım. ”