Seda Dağdelen

Seda Dağdelen
@yucesedaa
Her kitap, başka bir Seda’yı gün yüzüne çıkarıyor. Unutmamak için burdayım, kitapların bendeki tesiri burada! Peki, sen hikayelerin neresindesin?
Ege Kıyılarından İnsanlığın Derin Sularına
10/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2025 28. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2025 00:44
Zülfü Livaneli’nin Balıkçı ve Oğlu romanı, ilk bakışta küçük bir Ege kasabasındaki bir ailenin dramını anlatıyor gibi görünse de, ilerledikçe bu hikâye insanlığın ortak acısına dönüşüyor. Mustafa ve Mesude’nin kaybettikleri oğulları Deniz, adeta hem isim hem kader olarak denizle bütünleşiyor; “deniz gibi deniz alıyor oğullarını.” Ancak bu kaybın ardından hayat, onlara beklenmedik bir mucize sunuyor — denizin kıyısına vuran bir başka çocuk, bu kez suların getirdiği bir “oğul.” Bu noktadan sonra roman, sadece bir yas hikâyesi olmaktan çıkıyor ve bir mülteci gerçeğine dönüşüyor. Livaneli, hikâyeyi bir evin içinden alıp, sınırların ötesine, insanlığın vicdanına taşıyor. Çünkü Ege’nin sularında kaybolanlar sadece balıkçının oğlu değil; savaştan kaçan, umutla yola çıkan binlerce insanın hayatı da o sularda son buluyor. Bu geçiş, romanın en güçlü tarafı. Yazar, Mustafa ile Mesude’nin kişisel acısını evrensel bir sorgulamaya dönüştürüyor. Kitabın kapağında yer alan cümle ise romanın ruhunu sade bir şekilde özetliyor: “Keşke insanlar da yunuslar kadar iyi olsaydı.” Bu dilek, hem naif hem yürek burkan bir sitem gibi. Çünkü deniz canlıları bile yaşamın dengesine, paylaşımına sadık kalırken; insanlar, korku, çıkar ve sınırlarla birbirinden uzaklaşıyor. Romanın sonlarına doğru yer alan bir sorgulama bölümü ise beni en çok etkileyen yer oldu. Livaneli burada insanın iç dünyasını, ölüm karşısındaki çaresizliğini neredeyse bedensel bir duyum gibi anlatıyor: “…Kendisini kayanın dibinde havasızlıktan çırpına çırpına kuyruğunu çarpa çarpa can veren balıklara benzetiyordu. İnsanı boğan su o canlıyı yaşatıyor, kendisini yaşatan hava o canlıyı boğuyordu. Anlaşılmaz bir şeydi bu.” Bu satırlar, yaşamla ölüm arasındaki sınırın ne kadar ince, ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Livaneli’nin
1000Kitap
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

Seda Dağdelen

, bir kitap okudu
10/10
·140 syf.··
Beğendi
·
12 saatte okudu
·
2025 28. kitabı
Zülfü Livaneli
7.8/10 · 36,5bin okunma
Asılacak Kadın; Ahh Melek!
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2025 26. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 17 Eylül 2025 20:16
Pınar Kür’ün Asılacak Kadın romanı, yalnızca bir kadın hikâyesi değil; toplumsal vicdanın sessizliğini yüzümüze vuran bir çığlık. İlk iki bölümde kullanılan bilinç akışı tekniği, bizi hem Melek’in hem de toplumun zihninde dolaştırıyor. İlk bölümde ön yargının nasıl doğduğunu, nasıl kök salıp bütün hayatları esir aldığını gözler önüne seriyor. Ataerkil düzenin nefes aldırmayan ağırlığını yalnızca okumuyoruz; üzerimize çöküyor, boğazımıza düğümleniyor. Melek’in kendi ağzından aktarılan ikinci bölüm ise paramparça ediyor insanı. O çaresizlik, o yalnızlık… Bir kadının kendi hayatına dair söz hakkının elinden alınmasının yarattığı derin acı, sayfaların arasından sızıp içimize işliyor. Melek, yalnızca bir roman kahramanı değil; bizden önce yaşamış, bugün hâlâ aramızda yaşamakta olan, her gün benzer hikâyelere sıkışan kadınların ortak sesi. Ben doğmadan çok önce yazılmış bir kitabın, günümüzde hâlâ bu kadar güncel ve gerçek hissettirmesi zaten başlı başına bir trajedi değil mi? Romanın son bölümünde Yalçın’ın savunmasıyla karşılaşmak, belki de en sarsıcı noktalardan biri. İyi niyetle atılan bir adımın nasıl felakete dönüşebileceğini, bir kadını kurtarmaya çalışırken aslında daha da çaresiz bıraktığımızı görüyoruz. Yalçın’ın kelimeleri duygu yüklü, ama aynı zamanda çaresizliğin başka bir yüzünü temsil ediyor. Çünkü bu hikâyede kaybeden yalnızca Melek değil; kayıtsız kalmış herkes, seyirci olmuş herkes… Asılacak Kadın, sadece bir bireyin yaşamına değil, bütün bir toplumun körlüğüne tutulmuş bir ayna. Kadınların hayatları kararırken sessiz kalan kalabalıkların gölgesini gösteriyor bize. O sessizliğin, o umursamazlığın ne kadar öldürücü olduğunu unutturmuyor. Okurken hissettiğim şey tek bir kelimeye sığmıyor. Acı, öfke, hüzün, vicdan azabı… Ama en çok da bir utanç: Yıllar geçmiş
1000Kitap
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,5bin okunma