Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu gezegeni bir zamanlar teleskopla ilk kez gören biri olmuş: 1909'da bir Türk gökbilimcisi.
Bu konuda hazırladığı raporu Uluslararası Gökbilimciler Kurultayı'na sunmuş. Ama başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte.
Bereket versin, Asteroid B-12'nin onurunu kurtarmak için dediği dedik bir Türk önderi tutmuş bir yasa koymuş: Herkes bundan böyle Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak. 1920 yılında aynı gökbilimci bu kez çok şık giysiler içinde Kurultay'a gelmiş. Tabii bütün üyeler görüşüne katılmışlar.
Genellikle parlak başlayan aşkların başlangıcındaki o sevincin gide gide böyle acıklı bir sona ermesi, böyle yürek sızlatarak sönmesi ihtimalleri düşünülse, o ilk zevkleri böyle can dayanmaz acıların takip edeceği hatıra getirilse sevmek için pek az insanda cesaret kalırdı.
Araştırmacı hikayeci merhum Mopasan'ın* Kalbimiz adlı romanındaki derin tahlile bakılırsa bu sevda kararsızlığını onlara öğreten yine erkeklerdir. Çünkü hercai bir kadın, sevda sadakati değişmeyenlere daima, daima üstün tutuluyor.
Hami, Parnası'ı diğer arzulularının kandırıcı bakışlarından kıskanmamış olsaydı, metresinin ilelebet kendisine sadık kalacağına emin olsaydı, artık onu bu derece şiddetle sevmeye lüzum görür müydü? Bu sahip olma güveni, bu ait olma kesinliği sevdasının şiddetini kırar, "İşte bu kadına ölünceye kadar sahibim, bu daima elde, bu daima benim. Şimdi biraz benim olmayan güzellere bakayım," sözleriyle Parnas'tan başka bir gönül eğlencesi aramaya kalkardı.