Mor Salkımlı Ev’i okurken kendimi bir hatırat değil de sessiz bir iç konuşma dinliyormuş gibi hissettim. Halide Edib, yaşadıklarını dramatize etmeden, neredeyse mesafeli bir dinginlikle anlatıyor. Bu mesafe, metni soğuk değil; aksine inandırıcı kılıyor. Okuyucu olarak bana “bunu böyle hissetmelisin” demiyor, sadece yaşanmışlığı önüme koyuyor.
Bir okuyucu olarak eserin bana verdiği duygu, nostaljiden çok bir arayış duygusu oldu. Halide Edib’in çocukluğu mutlu bir çocukluk gibi sunulmuyor; daha çok gözlemleyen, düşünen, erken olgunlaşmış bir çocuğun hikâyesi. Bu da metni duygusal olmaktan çok zihinsel bir yolculuğa dönüştürüyor.
Mor Salkımlı Ev, geçmişi özlemek için değil, geçmişi anlamak için yazılmış bir eser. Okuyucuya hazır cevaplar vermiyor ama güçlü sorular bırakıyor. Bu yönüyle beni yormadı; düşündürdü.