"Ya ben?" diye şikâyet etmek istiyordu: "Ya ben? Ben ne yapayım?" Niçin o daima böyle idi? Dünyada sükûn [iç huzuru] ve rahatın hep zâde-i vehm olduğunu [kuruntudan ortaya çıktığını] görüp kendini teellüm eden [üzen] şeylerin de hep kendi muhayyilesinin [hayal gücünün], kendi ihtiyarının [iradesinin] icatları olduğunu düşünerek kendine, ruhuna karşı bir şey yapamadığından, kendini şifayâb etmek [iyileştirmek] için bir çare bulamadığından deliren bir gazap ve tehevvür [kızgınlık] hissediyordu.
Evet, böyle nazarla insan dünyanın öbür ucuna gider diye düşündü; çöllere gider, dağlara gider... Onun şimdi terk etmek istediği hayat, bir çölden başka ne idi? Gölgesiz, susuz, vahasız hatta serapsız bir çöl...