Öldü, hepsi bu, neden öldüğünün önemi yok, bir insanın neden öldüğünü sormak saçmadır, neden öldüğü zamanla unutulur, yalnızca bir tek sözcük kalır geriye, öldü, ve bizler bu kapıdan çıkıp giden kadınlar değiliz artık, o kadınların söyleyeceği şeyleri biz söyleyemeyiz artık, ötekiler içinse, adlandırılamayanlar var, adı bu işte, bu kadar.
Zaman geçtikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkar etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi.
Ama bu beyaz körlüğün aslında ruhla ilgili bir hastalık olmadığını kim bize söyleyebilir, ve eğer böyleyse, yani bu varsayım doğruysa, bu körlerin ruhları şimdi hiç olmadığı kadar serbestti, bedenlerinin dışındaydı, dolayısıyla istediklerini yapmakta çok daha özgürdüler, özellikle kötülük yapmakta, ki, herkesin bildiği gibi, kötülük, daima en kolay yapılan şeydir.