arzuladığım bir yer var, oraya varmak imkânsız. oradan uzaklaşmak mümkün, fakat uzaklaşamıyorum, uzaklaşamıyorum... bir kuvvet, karşı koyamadığım bir çekim kuvveti beni o tarafa çekiyor, sürüklüyor. kendili-ginden, rızam olmadan çekip götürüyor, bana ciğerlerimden kopan kan pıhtılarını ona göstermemek, onun bakışlarından ebediyen saklamak için güle güle yutturuyor...
Kim bir ismi anarsa, çağırır. Ve birisi gelir; randevusuz, açıklamasız, adının, sesle ya da düşünceyle, onu çağırdığı yere.
İnsanın, bu olduğu zaman, kendisini çağıran kelime ölmedikçe, her şeyin dışında kalmadığına inanma hakkı vardır.
Yabancısı olmadığım bir tek olgu var. O da kendi varoluşum. Belki tek mutluluğum bu. Tek bağlantım. Kendimi kavrayamazsam, tüm varoluşum yitmiş demektir.