Bilge Kağan devletin gücünü anlatırken “böyle kazanılmış tanzim edilmiş ülkemiz, türümüz var idi” der.
Kitabe‘deki şu ünlü parçada “Yukarıda Tanrı basmasa aşağıda yer delinmese, Türk milleti ülkeni törünü kim bozar” denmektedir.
Törünün temel kuralları orta asya toplumunda sosyal siyasi düzende hakim örfi hukuktur yosundur. fakat yosun kurucu kağanın iradesi ile törü halini alır.
Kûtü’l Amâre’de esir düştükten sonra 27 Temmuz 1916 tarihinde, öğleden sonra saat üçte Kastamonu’ya gelen İngiliz Yüzbaşı E.O. Mousley’in, buradaki esaret günlerinde yazdığı not’dan kısa bi alıntı;
…
Kanun ve nizama tartışmasız bağlılığı kaçınılmaz olan Rum ve Ermeniler arasında, katı ve erişilebilir bir adalet tesis ederek, Türklerin güvenini kazanabiliriz. Onlara dinsel hoşgörü de sunabiliriz ve inanıyorum ki birkaç yıl içinde Türkiye rahatlıkla nüfuzumuz altına girerek bize güvenmeyi öğrenir. Ancak mevcut haliyle ülke çürümüş, alışkanlıklar kokuşmuş ve yetkili makamlarda o kadar çok sefil, ahlaksız Türk var ki insan hepsini birden silip süpürmek istiyor.
…
Türk askerinin savaş ve dövüş hususunda sahip bulunduğu niteliğin önceden fark edilmemiş olması İngilizler için felaket olmuştur…
Türk askerinin ne yaman muhalif olduğunu İngilizler kendileriyle dövüştükkten sonra acı tecrübeyle anlamışlardır.
İngiliz General Aspinall Oglander
Çanakkale Savaşlarıı’nda kahramanlık gösteren pekçok jandarma personelinden bir de üsteğmen zahit tir. Üsteğmen zahit Şiran içerisinden yetimoğlu Mustafa’nın oğludur. 1882 yılında doğmuş 29 Temmuz 1903’te jandarmaeri olarak silahlı kuvvetler katılmıştır. Yedi yıl çeşitli hizmetlerde bulunarak amirlerinin takdirlerini kazanmış ve subay olması için İstanbul jandarma subay Okulu’na gönderilmiştir. Bu okulun iki yıllık eğitim eğitimini başarı ile tamamladıktan sonra 25 Mart 1912’de teğmen olarak okuldan mezun olmuştur. Atandığı Sivas il jandarma alay Komutanlığı‘na bağlı birliklerde başarılı görevler yapmış bu görevler sonunda bir çok ödül ve takdirname almıştır. Teğmen zahit birinci Dünya Savaşı başlayınca Ankara seyyar jandarma alayı emrine atanmıştır. Bir süre sonra İzmir’e giden alay burada Enver Paşa ve mareşal von der goltz tarafından denetlenmiş savaş yapabilecek durumda olduğu görülünce 62. piyade adıyla 20. tümenin kuruluşunda yer alarak Çanakkale Savaşlarıı’na katılmıştır. 62. Çanakkale cephesinin güney kesimindeki en kanlı muharebeleri yapıldığı Kerevizdere’de bulunuyordu. Bu alayın birinci taburunun üçüncü bölümü kereviz derin şehitler tepesi çok kanlı Çetin muhârebeler yapmak zorunda kalmıştı. İki tarafın siperleri arasındaki mesafe en fazla 30 metreydi. Bazı yerlerde bu mesafe üç 4 metreye kadar iniyordu. Her iki tarafta toprağa iyice gömülmüşlerdi. Fırsat buldukça siperlerini geliştirmek sığınakları ıslah etmek için canlarini dişlerine takarak çalışıyorlardı. Mevzilerinin yakınlığı nedeniyle taraflar birbirlerinin adeta soluk alıp verişini hissediyorlar birbirlerinin çabalarini etkisiz hale getirmek için gece gündüz demeden uğraş veriyorlardı. Bir siperden atılıp karşı tarafın sperleri içine düşen el bombası birkaç kişiyi öldürüyor veya yaralıyordu.