Onu kaybetmek duygusuna hiç alışamadım.
Acım biraz olsun hafiflemedi. Onu gördüğüm her an yaşadığım heyecandan, mutluluktan ve yürek acısından bir şey eksilmedi. Artık bir sürgün gibi yaşıyordum. Bir acıdan daha büyük bir acıya iltica etmiştim ve artık yorgun, kırık, güvensiz bir mülteci olarak yaşıyordum. Bir daha hiç saat takmadım, takvimleri, mevsimleri umursamadım. Adı konulmamış, tarif edilmemiş bir zaman dilimini yaşamaya başladım. Kendi gerçekliğimi yitirmiştim. Onun hayatını izliyordum ve yakınında olmaya çalışıyordum.
Güneş bir defa doğar; akşam nedir bilmeyiz
Biz yorgun nefeslerin adamları değiliz
Kaypak serüvenlerin, küçük efsanelerin
Her ırmağı en derin yerinden bir defa geçeriz
Dağ bu yüzden büyük, çöl, vadi, hasret büyük
Kum fırtınalarında boğulan kervanların
Aşk sızmıştır tozlu yollarından
Her yüreğin harcı değildir bu yük
"Ey melik! Beni ayıplama. Ben develerin sahibiyim, Kâbe'nin sahibi değil. Ben nasıl develerimi koruyorsam Kâbe'nin sahibi de orayı koruyacaktır, zinhar gafil olma."