Hayalperest -daha ayrıntılı bir açıklama gerekirse- insan değildir de, nasıl diyelim, bir ara türdür. Zamanının büyük bölümünü gözden uzak bir köşeye çöreklenmiş olarak geçirir, sanki gün ışığından bile saklanır ve bir kere bu köşeye çekildiğinde, oraya iyice kıvrılır kalır, tıpkı bir salyangoz gibi; aslında bu açıdan hem ev hem hayvan olan o ilginç yaratığa, kaplumbağaya daha çok benzer.
hiçbir şey arzulamaz, çünkü o an bütün arzuların üzerindedir, çünkü her
şey yanı başındadır; çünkü istediği her şeye fazlasıyla sahiptir;
çünkü o kendi yaşamının sanatçısıdır ve eserine her an canının
istediği süsü ekleyebilir.
siz deli doktorları nasıl mantık yürütürsünüz bilirim. "o daha çocuk, ailesi ve toplum tarafından terk edilmiş..ona bir şans vermek lazım. zavallıcık.." ve davaların yüzde doksanında o "zavallıcıklar" geri dönüp adam öldürür.
bir film ya da bir kitap üstüne konuşamıyoruz, konuşmayı bilmiyoruz; filmlerin de, romanların da önemini yitirdiği, sadece onları ne zaman gördüğümüzün ya da ne zaman okuduğumuzun önemli olduğu zaman geldi: o anda neredeydik, ne yapıyorduk, kimdik.