Feraset. Evet, dâva adamlarının başarısında birinci meşale, feraset meşalesidir. Bu meşaleden yoksun olan ülkü kervanları, yol uğrularının sık sık hücumuna ve soygununa uğrayacaklardır.
Bütün mesele gidip gelip nefsle savaşmaya, nefsi dizginlemeye dayanıyor. Bunda başarılı olmayanlar, bir araya gelip, bir meratip silsilesi kurup dâvalarını gerçekleştiremezler. Yolkesiciler, uğrular, yolgösterici rolüne geçer güç zamanlarda. Ve dâva bir kere daha kaybedilir. En azından zaman kaybı söz konusudur.
İlkler, her zaman için rahatı, maddî çıkarları, şöhret düşkünlüğü gibi mânevî alçalmaları, kıskançlık, kibir, hased, çekememe, hakkı teslim etmeme gibi küçüklükleri ayağı altına almış, tepelemiş ruh kahramanlarıdır. Onları düşman hiç bir hile ile bağlı oldukları dâva ve dâva adamlarından koparamaz. Ama dâvaya pamuk ipliği ile bağlı olanlar, maddî bir fayda bekleyenler veya mânevî bir bataklığa saplanmış olarak şöhret peşinde koşanlar, müşkül bir anda ya çekip karşıya geçerler veya gereksiz bir şekilde iddialarla safı böler ve parçalarlar. Düşman da, inkâr cephesi de bundan faydalanır, bunları muhatap alarak dâvanın temel taşlarını ikinci plana atmaya, unutturmaya çalışırlar.
Önderlere bağlılık, körükörüne bir bağlılık değildir. Uyanıklık, aydınlık içinde bir bağlılıktır bu. Sadakat, sidk, en büyük uyanıklıktır. Allah'tan ve O'nun yolundan, yolcularından bir an bile gafil olmamak, sürekli olarak haberli olmak demektir. Sıdk, sürekli bilinçtir. Allah'ı bilmek, yolgöstericileri bilmek ve bu bilmelerle içiçe kendini bilmek. “Kendini bilen Allah'ı bilir" gerçeği de bu yorum çerçevesinde anlaşılabilir.