N

N
@zamangemisi
Tıp
16 Haziran
177 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı’nda geçen bir cümle var: “Çoğumuz, problemleri yanlış kurduğumuz için, daha baştan çözümsüzlükle karşılaşırız.” Bugün yaşananlar sonrası aklıma gelen ilk şey bu oldu. Türkçe derslerinde bize öğretilen en temel şeylerden biridir neden-sonuç ilişkisi. Ama toplum olarak en çok zorlandığımız hatta sınıfta kaldığımız yer de tam burası. Çünkü biz nedenlere değil, sonuçlara odaklanıyoruz. Oysa nedeni doğru kurmadan hiçbir problemi çözmek mümkün değil. Bugün herkes aynı şeyi söylüyor: “Hiçbir şeyi koruyamıyoruz, nerede güvenlik önlemleri?” Peki çözüm gerçekten bu mu? Kapıya birkaç güvenlik görevlisi daha koymak mı? X-ray cihazları yerleştirmek mi? Üstelik o görevlilerin gerçekten görevlerini ne kadar ciddiyetle yaptığı bile tartışmalıyken… Bu mudur çözüm? Yoksa sadece kendimizi güvende hissedelim diye oluşturulmuş bir illüzyon mu? Çünkü sorun yalnızca güvenlik açığı değil. Sorun çok daha derinde. Toplumda ciddi bir sosyal çürüme var. Etik, ahlak, adalet… Bunlar artık sadece sözlükte karşılığı olan ama günlük hayatta giderek silikleşen kavramlara dönüşüyor. Eğer bir ülkede adalet mekanizması doğru işlemiyorsa, suç işleyenler gerektiği gibi yargılanmıyorsa, hatta bazen ödüllendirilir gibi önemli makamlara getiriliyorsa; o toplumda güven duygusunun yerini güvensizlik, sorumluluğun yerini umursamazlık alır. Ve en tehlikelisi şu: İnsanlar yaptıklarının bir karşılığı olmayacağına inanmaya başlar. Bu noktada mesele sadece bireyler değil, sistemdir. Özellikle yetki sahibi kişilerin çevresinde büyüyen bireylerde oluşan “cezasızlık” algısı göz ardı edilemez. Birinin bir yakını aracılığıyla özel bilgilere ulaşabilmesi, bunu yaparken en ufak bir yanlışlık hissi taşımaması… Bu sadece benim tanık olduğum bir örnek mesela. Bunlar küçük örnekler
Reklam
Bize ne oldu? Korkusuzluğuyla, cesaretiyle, yenilmezliğiyle övülen; tutsak edilmektense ölmeyi yeğleyen bir ırk olarak bildiğimiz, gurur duyduğumuz biz Türkler, nasıl oldu da sessizlik içinde yapılanları öylece eli kolu bağlı bir şekilde izler hale geldik? Ben artık çok yoruldum… Ekonomik olarak çökmüş, ahlaken bozulmuş, değerleri altüst edilmiş bir millet haline geldik. Nerede o yoksul, aç olmasına rağmen özgürlükleri, vatanları ve kutsal saydıkları bayrakları için savaşan Türk Milleti? Yavaş yavaş unutturdular kimliğimizi, susturulduk, korkutulduk. Türk kimliğiyle ilgili her şeye adeta savaş açıldı. Öyle “makul” gerekçeler sunuldu ki… Bizim, çoğu zaman aklı yerine gündelik kaygılarıyla hareket eden halkımız sustu: “Vardır devlet büyüklerinin bir bildiği” denildi. Koskoca devlete zarar verecek halleri yoktu ya büyüklerin! Asıl önemli olan maaştı, maaşa verilen zamdı, işsiz kalmamaktı. Ha bir de konuşmanın bile bedeli olabileceği korkusu vardı, o soğuk denilen yere gitmemek önemliydi. Her şey bitti, karnedeki Atatürk ve Türk Bayrağına bile göz dikildi. Eğitimin içinin boşaltılması yetmemişti çünkü! Bizim milletimiz kadar unutkan, bu kadar çabuk tepkisizleşen başka bir millet var mıdır bilmem. Yumurta kapıya dayanmadan, canımız gerçekten yanmadan, “yılan bize dokunmadan” kıpırdamaz olduk. Düşünmek yorucu, sorgulamak yıpratıcı geliyor bizim milletimize. Nasıl olsa onların yerine düşünenler olacak: Doğru ya da yanlış, ne fark eder? Önemli olan iş, aş, evlilik! Sen gerisini karıştırma, sonra başına dert açılır, aman ha! Atatürk’ü hâlâ tam anlamıyla anlayabildiğimizi sanmıyorum. Anlamak için çok çabalarım ama her seferinde daha da hayrete düşerim. Böyle bir halkı bir araya getirip kimliğimizi hatırlatabilmiş, vatanı, toprağı canımız pahasına korumayı öğretebilmiş bir
Bu Vatana Nasıl Kıydılar
İnsan olan vatanını satar mı? Suyun içip ekmeğini yediniz. Dünyada vatandan aziz şey var mı? Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Onu didik didik didiklediler, saçlarından tutup sürüklediler. götürüp kâfire : "Buyur..." dediler. Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Eli kolu zincirlere vurulmuş, vatan çırılçıplak yere serilmiş. Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Günü gelir çarh düzüne çevrilir, günü gelir hesabınız görülür. Günü gelir sualiniz sorulur : Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Nazım Hikmet Ran
Maalesef son günlerde art arda korkunç olaylar yaşanıyor. Yangın haberlerinden sonra gelen şehit haberlerinin üzerinden henüz çok geçmemişken, acımız taze kinimiz diriyken ve asla dinmeyecekken , ter*ristlerin neredeyse kardeş ilan edildiği, hatta vatanın kurtuluşunda bile emeklerinin olduğu gibi saçma sapan iddialarda bulunulduğu dönemlerdeyiz... Eskiden d*m ya da h*p gibi partilerin isimleri geçtiğinde bile ortalığı kasıp kavuran, onların ismini anan da vatan hainidir diyen Türk halkı görüyoruz ki derin bir sessizlik içinde. Herkes ya geçiminin derdinde ya da başım yanmasın, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyor. Öyle bir dönemdeyiz ki aman işimizden olmayalım, aman Silivri'ye gitmeyelim diye diye susturulduk, sindirildik. Ama bütün bu rezaletlere de ses çıkaramayacaksak biz neden yaşıyoruz ki?! Diyorlar ki, ter*r bitecek işte, daha ne istiyorsunuz? Ben de diyorum ki onca şehit kanı yerde mi kalacak? Bu hainler elini kolunu sallaya sallaya aramızda mı dolaşacak? Hiç mi utanmanız yok, nasıl rahat uyuyabiliyorsunuz? O şehitlerin, şehit ailelerinin gözyaşlarını, haykırışlarını hiç mi görmediniz hiç mi duymadınız? Ben burada bu kadar şeyin arasında tarihime, Ata'ma tutunmaya çalışıyordum. O bu millete inandı, güvendi; ben de inanmalıyım, ben de güvenmeliyim dedim her umudum yok olmaya yüz tuttuğunda. Biz elde hiçbir şey yokken kurduk bu vatanı, elbet bir gün Atatürk’ün istediği toplum seviyesine ulaşırız diye düşündüm hep. Onun o zamanlar yaşadığı zorluklar halkın cahil bırakılmasının sonuçlarıydı, günümüzde böyle bir sorun olmayacaktı, herkes onu anlayacaktı, çünkü herkes Türkçü olacaktı. Onun da söylediği gibi muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttu. Ama görüyorum ki yanılmışım. Atatürk’ün hatırlatmaya, uyandırmaya çalıştığı Türkçülük,
Kendi öz yurdumda ben miyim garip? Beni bir köşeye atan utansın Eğilmiyor diye,kurdu hor görüp, İti el üstünde tutan utansın! .. Namusumuza el uzatan varsa, Böyle durur muyduk,dünyalar dursa Şu bayrak yerlerde çiğneniyorsa Ayağa kalkmayan vatan utansın “Bu devri yıkmayan vatan utansın! ..”
Reklam