Çok güzel başlayıp kötü ilerlemesi üzücüydü. Hindistan seferi son derece etkileyiciydi. Çıplak Hintli ile Timur’un konuşmaları, hatta Siva’nın çıplak Hintlinin elinde geleceği gösterişi, fillerin üzerine develerle gidiş, dağlardan ‘uçarak’ geçiş… O bölümlerde gerçekten büyük bir komutanın zekası, cesareti, ihtişamı hissediliyordu. Keşke böyle devam etseydi.
Ne yazık ki kitap bambaşka bir yönde ilerlemeye başlıyor. Altmış yaşlarındaki Timur'a bir mektup geliyor: 'Kızımla evlenmenizden çok mutluluk duyarım' diye. Bu kız da güzelliğiyle her yerde adını duyurmuş on beş yaşında bir kız. Yaş farkından dolayı duruma olumsuz bakan Timur, yine de gidip kızı görmek istiyor. Tacir kılığına girerek kızın evine gidiyor. Kızın güzelliğinden büyüleniyor ve evlenmek istediğini söylüyor. Kızın istemediği her halinden belli olsa da, en başta kimliğini gizlemeyi tercih eden cihangir, kendisinin Timur olduğunu söyleyerek kıza tekrar düşünmesi için zaman tanıyor. Kızın isteği olmadan evliliğin olmayacağını söylese de, ismini ortaya koyması, tehditkar halleri aslında kıza pek de açık kapı bırakmıyor. Tarihi roman deyip geçmek istedim. Ama gözümün önüne ihtiyar bir adamın küçücük kızı öpmeye çalışıp ‘küçük’, ‘çocuk’ diye hitap etmesine rağmen güzelliğinden büyülendiği için evlenmekte ısrar etmesi gelince rahatsızlığım had safhaya ulaşıyor. Belki bunlar erkekler için rahatsız edici olmayabilir ancak hayatı boyunca sözlü, fiziksel ya da göz temasıyla dahi olsa tacize uğrayan biz kadınlar için oldukça tetikleyici diye düşünüyorum.
Bu gibi konuların romantize edilmeye çalışılması beni rahatsız ediyor. Evet, aşkı çok güzel anlatan cümleler var, ama onların yaşlı bir adamın torunu yaşındaki kız çocuğuna kurulduğu da bir gerçek! Yanlış yaptığını içten içe bilmesine rağmen, o yoldan vazgeçmiyor.