N

N
@zamangemisi
Ankara’dan hareket edeceği günün akşamını Keçiören’de yakın adamları ile geçirmişti. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere: -Taarruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci günü İzmir’deyiz, demişti. Acaba içkinin tesiri mi idi? Arkasından hafifçe gülüştüler bile… İzmir’den dönüşünde karşılayıcılar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce: -Bir gün yanılmışım, dedi ama kusur bende değil, düşmanda! İzmir’e taarruzun on dördüncü günü girmişti.
Sayfa 321·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Demek düşmanı yirmi kilometre içinde yok etmek zorundayız
Çay’da toplanılmıştı. Fevzi Çakmak saldırı planını açıklamıştır. İsmet Paşa saldırıya karşıdır. Yakup Şevki Paşa, milletin varını yoğunu zar gibi atmasının tarihçe cinayet sayılacağını söyler. Mustafa Kemal: -Milletin varı yoğu bundan mı ibarettir Paşam? -Evet! -O halde kesin sonucu bununla almak zorundayız. Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa bizim geri teşkilatının düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamayacağını söyler. Mustafa Kemal: -Bizim geri teşkilatımız düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamaz mı? -Hayır, Paşam! -Demek düşmanı yirmi kilometre içinde yok etmek zorundayız. İkinci Ordu Komutanı Nureddin Paşa ise henüz cepheye yeni geldiğinden bir fikri olmadığı cevabını verir. Bu arada, belki ikisi arasındaki bir tertip eseri olarak, Fevzi Paşa: -Mademki ordunun bana güveni yok, ben çekiliyorum, diye istifasını verir. Mustafa Kemal de Genelkurmay Başkanı çekildiğine göre kendisinin de komutanlık görevinde kalamayacağını bildirir. Telaşa düşen İsmet Paşa: -Efendim, bize fikrimizi sordunuz, söyledik. Yoksa hepimiz emrinizdeyiz, ne yolda isterseniz öyle hareket ederiz, der. Saldırıya karar verilmişti.
Sayfa 321·Kitabı okudu
Tarih
Sakarya’dan dönüşünde, Çankaya’da: -Ben galiba en iyi gene şu askerliği yapabiliyorum, demişti. “Bu savaşta iki şey buldum. Daha iyi atılmak için çekilmeler yaptığım sırada, sırt vere vere ta Ankara kapılarına geleceğimizi göz önünde tutarak, bu hat da elden giderse hangi hattı savunacağız, diye benden üzülerek soran bir komutana, “Vatanı korumakta hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. Bu satıh baştanbaşa vatanın bütün yüzüdür. Vatan sathı en son kayasına kadar düşmanla boğuşularak müdafaa edilecektir,” cevabını vermiştim. Bu formülü bir gündelik emirle bütün orduya bildirdim. İkincisi de bana Sakarya’da gelen şu düşüncedir: Hiçbir zafer, gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için gereken en belli başlı vasıtadır. Gaye, fikirdir. Zaferin, bir fikri kazandırdığı kadar değeri vardır. Bir fikri kazandırmaya yaramayan zafer kalamaz. Her büyük meydan savaşından sonra yeni bir âlem doğmalıdır. Yoksa başlı başına zafer boşuna bir çaba olur.”
Sayfa 310·Kitabı okudu
Tarih
Kendimle ilgili yeni bir gerçeği keşfettim. Biri gerçekten elimden tuttuğunda beni yol tutmuyormuş.
Sayfa 237·Kitabı okudu
Alıntı
Kimse gerçekten dinlememişti beni; herkes konuşmak için kendi sırasının gelmesini bekliyordu.
Sayfa 235·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam