N

N
@zamangemisi
Tıp
16 Haziran
177 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
7/10
·192 syf.··
2026 17. kitabı
Bu kitaba inceleme yazmak için özellikle bekledim, bekledim ki içim soğusun, bekledim ki düzgün cümleler kurabileyim… Ancak ne kadar mümkün olacak bilemiyorum tabii. Çünkü Zeytindağı bir hatıra kitabı olmakla birlikte, Türk’e tarihinde ne kadar hırpalandığını, ezildiğini hatırlatan bir uyarı kitabı niteliğinde. Ve bu hatıralar insanın kanına dokunuyor. Türk askeri, kendi yurdundan, kendi milletinden çok uzaklarda; kimi zaman bomboş hayaller uğruna, kimi zaman oyalayıcı bir faktör konumunda savaşmış; açlık, susuzluk, yoksulluk içinde canını hiç bilmediği amaçlar uğruna feda etmiştir. Ne kadar acı ki Türk askeri gibi şanlı bir mevkide olsan da kaderin, hayatın, birilerinin iki dudağı arasından çıkacak birkaç cümleye bağlı. Aşağıda paylaşacağım alıntı sadece bir örnek. İngilizleri Kanal’da oyalamak için Almanların planı uygulanıyor. Plan şu: Arada birkaç bin Türk feda ederek İngilizleri Kanal’da tutmak, Almanların karşısındaki ingiliz sayısını azaltmak. Dile kolay, “arada birkaç bin Türk feda etmek”… “İngiliz raporu diyor ki: “Bu vaka üzerine muhafız kuvvet otuz bine çıkarılmıştır.” Demek, Kanal’da Almanlar muvaffak olmuşlardır. Fakat Cemal Paşa’nın yanında bulunan Fon Kress Bey, bu kadarla doymamıştı. O: -Bir defa buraya gelen kuvvetin vazifesi geri dönmek değil, ölmektir, diyordu. Cemal Paşa, kumandan ve kurmaylarına sordu: -Muvaffak olmak mümkün müdür, değil midir? Hepsi: -Hayır, cevabını verdiler. Ordu kumandanı, Fon Kress’in ısrarlarına rağmen, hemen ricat kararını verdi. Bu kadar, on beş bine yakın Türk çocuğunun canını kurtarmıştır.” Soru şu: Ya Cemal Paşa, Fon Kress’in ısrarlarına karşı koyamasaydı? İnsan düşünmeden edemiyor: Fon Kress, ‘buraya gelen kuvvetin vazifesi ölmektir’ sözünü kendi milletinin çocukları için de aynı rahatlıkla söyleyebilir miydi? Can,
Tarih
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201114,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
Uzun zamandır duygusal anlamda beni bu kadar çok etkileyen bir kitap olmamıştı. Kitapta hepimizin çok iyi bildiği ve anladığı bir konu işleniyor: Yalnızlık. Etrafındaki kişi sayısından bağımsız olan bu duygu, en çok da kalabalıklar içinde ‘tek başına’ hissettirdiğinde yıpratır insanı. Ve Şermin Yaşar da bunu çok güzel hissettirmiş, iki kadının hikayesiyle. Kitap, kendini yalnız ve kimsesiz hisseden bir anne ile terk edilmiş bir kadının hikâyesi üzerinden ilerliyor. Her iki kadının hissettikleri, düşündükleri kendi bakış açılarından, kendi ağızlarından verilmiş. Bence bu kitabı güçlendiren bir yazım tarzı olmuş, duyguların daha kolay benimsenmesini sağlamış. İki kadın da kendi açısından dik duruş sergilemeye çalışıyor, böylelikle yaralarını herkesten gizlemeye çalışıyorlar. Hani her şeyi, herkesi sessizce dinleyip kendileri konuşmakta güçlük çeken insanlar vardır ya, bu iki kadın tam da o insanlardan; anlayan ama anlaşılamayan, dinleyen ama konuşamayan… Selime Teyze kendisini yalnız, anlaşılamamış, fazlalıkmış gibi hisseden ve bu nedenle de evini terk eden bir anne. Ama sürekli gidip gelmeleri, kararsızlığı; aslında sadece kırgın olduğunu, “görülmek, duyulmak” istediğini gösteriyor. Hatta bunun için de çabalıyor ama sonunda önemsenmediğini fark ettikçe içine kapanıyor. Yalnızlığını bir tercih olarak görmeye çalışıyor. Onun anlattıklarını okurken öyle çok üzüldüm, öyle çok kırıldım ki… Anne olmanın ağırlığını iliklerime kadar hissettim. Bir annenin çocukları için yaptığı fedakarlıkları ve çocukların anneleri için yaptığı ihmalkarlığı görmek çok ağır geldi. Meltem… Annesini tanımayan, yaşıyor mu ölü mü onu bile bilmeyen, babasının ikinci evliliğinden sonra babaannesiyle yaşayan, “dışlanmış ve terk edilmiş” olmanın ağırlığı altında büyümüş küçük kız… Yaşadıkları ne kadar
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
7/10
·631 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 01:19
Falih Rıfkı Atay , bu eseriyle birlikte Atatürk’e, o dönemin Türk halkına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecine farklı pencerelerden bakmamızı sağlıyor. Şu bir gerçek ki Türkiye Cumhuriyeti, yalnızca dış güçlere karşı değil; içteki düşmanlara karşı da verilen çok çetin mücadelelerin ardından kurulmuştur. Yıllarca ezilmiş, kimliği unutturulmaya çalışılmış bir milleti bir araya getirerek yepyeni bir devlet ortaya çıkarmak… Hem de neredeyse tüm dünyaya karşı bunu başarmak… Mustafa Kemal’in yüz yılda bir gelen dehalar arasında anılmasının en büyük nedeni bu olsa gerek. Falih Rıfkı da Hitler’in şu sözünü aktararak bunu destekliyor: “Mustafa Kemal, bir millet bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır.” (s.332) Kitapta o dönem anlatılmamış, adeta yaşatılmış. Mustafa Kemal’in kendini geliştirme süreci, yaşadığı zorluklar ve karşılaştığı engeller oldukça çarpıcı. Özellikle beni şaşırtan bazı noktaları vurgulamak istiyorum. İlki, Atatürk’ün aslında hanedanlığa bir şans vermiş olmasıydı. Yani şartlar farklı gelişseydi hanedanlık sistemi devam edebilirdi. Falih Rıfkı bunu şu sözlerle anlatıyor: “Hanedanın son talihi, Tevfik Paşa sadrazam iken, Mustafa Kemal tarafından Vahdettin’e Büyük Millet Meclisi’ni tanıtmak teklifi yürütülemediği zaman kaybolmuştur. Eğer Vahdettin bu teklifi kabul etseydi, Büyük Millet Meclisi hükümetini tanımış olacaktı. İşgal kıtaları hiç şüphesiz sarayı kuşatacaklardı. Padişah, zindan haline gelen bu saray içinde, ordunun ve milletin gözlerini ve gönlünü ayırmadığı bir mazlum ve kahraman halini alacaktı.”(s.347) İkinci olarak Falih Rıfkı’nın, Atatürk’ün Turancı ya da siyasi anlamda ırkçı bir Türkçü olmadığını söylediği bölüm dikkatimi çekti. Ona göre Mustafa Kemal, “Türkiyeci, Türkiye
Tarih
ÇankayaFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 20214,999 okunma
Puan vermedi·103 syf.··
2026 11. kitabı
“Şu devlet-i muazzama-i Osmaniye’nin en büyük adamı Sultan Selim’dir.” Namık Kemal İnce olmasına rağmen, tarihi bilgi bakımından oldukça yüklü, dili ise fazlasıyla ağır bir kitaptı. Eski kelimelerin fazlalığı sebebiyle yer yer zorlandım ve çoğu kez keşke sadeleştirilmiş bir Türkçe ile yayımlansaydı diye düşündüm. Buna rağmen, Namık Kemal’in anlatımı Sultan Selim’in tahta çıkışını, icraatlarını ve başarılarını son derece etkileyici bir biçimde gözler önüne seriyor. Özellikle Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethettikten sonra cuma namazı için gittiği camide, hatibin kendisini “Hadimü’l Haremeynü’ş-Şerifeyn” unvanıyla anması üzerine seccadesini kaldırıp sarığını başından çıkararak toprak üzerinde secdeye kapandığının anlatıldığı bölüm beni derinden etkiledi. Bunun yanı sıra, savaşlar sırasında yeniçerileri motive etmek için yaptığı konuşmalarda İslam birliğini sağlama uğruna omuzladığı sorumluluğu görmek son derece duygulandırıcıydı. Abbasi Halifesinden halifeliği devralışı da bu meseleye ne kadar ciddi yaklaştığının açık bir göstergesiydi.
Edebiyat & Roman
Yavuz Sultan SelimNamık Kemal · Ötüken · 2015166 okunma
Vatan, İnanç ve İnce İşlenmiş Bir Aşk
9/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Edebiyatımızda tarihi roman türünün ilk örneklerinden biri olmasına rağmen, şu ana kadar okuduklarım içinde beni en çok etkileyen kitaplardan biri oldu Cezmi. Tarihsel arka plan güçlüydü, fakat asıl unutulmaz olan, bu metin içerisine yerleştirilen saf, derin ve incelikle işlenmiş aşktı. İnsanı hem aşka hem de âşıklara imrendiren bir anlatımı vardı. Bu yüzden Adil ve Perihan, zihnimde yer eden ve kolay kolay unutamayacağım bir çift oldu. (Spoiler içerir.) Roman, Osmanlı–İran savaşları ekseninde ilerliyor. Adil Giray’ın esir düşmesiyle birlikte olaylar şekilleniyor. Şah’ın eşi Şehriyar ve kardeşi Perihan gibi birbirine zıt karakterli iki güçlü kadının duyguları ve kararları, hikâyenin yönünü belirliyor. Perihan’ın Adil üzerinden kurduğu hayal ve düşünceler, aynı zamanda Namık Kemal’in vermek istediği temel mesajı da açığa çıkarıyor: İslam birliğinin sağlanmasının İran’da Sünni bir iktidarın kurulmasından geçtiği fikri. Aşk, kıskançlık, esaret ve vatan sevgisi o kadar dengeli ve etkileyici işlenmişti ki… Özellikle Perihan’ın Adil’in odasına gelip ağladığı sahnede, Adil’in onu teselli edişi beni derinden etkiledi: “Ne oluyorsun iki gözüm! Bu hüznün kime ne faydası var? Herkes bir gün toprak olmayacak mı? Hayatın lezzetini birbirinden ayrılmakta bulan iki sadık sevgili için aynı yer ve zamanda ölmekten daha büyük mutluluk mu olur? Özellikle hem masumuz hem de kutsal bir gaye uğrunda canımızı feda ediyoruz. Üstelik bir de şehitlik makamına kavuşacağız…” (s.344) Bence iki âşık için bundan daha büyük ve kutsal bir son düşünülemezdi. Bir noktaya daha özellikle değinmek istiyorum. Son zamanlarda art arda tarihi romanlar okudum. İlk kez Cezmi’de kadına değer verildiğini ve kadının iradesinin önemsendiğini bu kadar açık şekilde hissettim. Cezmi’ye babası kendi kızını
Edebiyat & Roman
CezmiNamık Kemal · Ötüken Neşriyat · 20245,6bin okunma