6/10
·80 syf.··
2026 42. kitabı
Türk şiirinin en kendine özgü seslerinden biri olan Özdemir Asaf’ın aşk, özlem, yalnızlık ve insan ilişkileri üzerine kurduğu şiirlerinden oluşan bir seçki. Kitap, özellikle modern Türk şiirinde kısa ama yoğun anlatımıyla tanınan Asaf’ın duyguları birkaç dizeyle güçlü biçimde aktarabilme yeteneğini ortaya koyuyor. Güçlü Yönleri Kitabın en güçlü tarafı, şiirler çoğu zaman ilk bakışta sade görünse de alt katmanlarında yoğun bir duygu ve düşünce barındırıyor. Özellikle aşkı yalnızca romantik bir duygu olarak değil bekleyiş, kayıp, suskunluk ve ulaşılamayan bir arzu olarak işlemesi kitabı etkileyici kılıyor. Bir diğer güçlü yön, şairin az sözcükle çok şey söyleme becerisi. Pek çok şiir birkaç satırdan oluşmasına rağmen okuyucuda uzun süre kalabilen bir etki yaratıyor. Bu da kitabı akıcı ve kolay okunur hale getiriyor. Zayıf Yönleri 6/10 puanı düşündüren taraf ise şiirlerin zaman zaman birbirine çok yakın duygusal tonlar taşıması. Sürekli benzer temalar etrafında dönülmesi, kitabın ilerleyen bölümlerinde bir tekrar hissi yaratabiliyor. Ayrıca yoğun imgesel ve aforizmatik anlatımı her okuyucuda aynı etkiyi bırakmayabilir. Bazı şiirler güçlü ve çarpıcıyken, bazıları fazla kısa kaldığı için okurda tamamlanmamışlık hissi uyandırabiliyor. Bir diğer nokta, kitapta şiirlerin duygusal derinliği yüksek olsa da çeşitlilik bakımından sınırlı hissettirebilmesi. Eğer okuyucu daha farklı temalar, daha geniş bir poetik dünya bekliyorsa eser tek eksende ilerliyor gibi görünebilir. Genel Değerlendirme Türk şiirinde aşkın en zarif ve melankolik anlatımlarından bazılarını sunan, dil ekonomisi açısından oldukça başarılı bir eser. Ancak şiirlerdeki tematik tekrarlar ve her şiirin aynı ölçüde güçlü etki bırakmaması nedeniyle, etkileyici ama bütünüyle
Aşk
LaviniaÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 202229,5bin okunma
7/10
·208 syf.··
2026 11. kitabı
Yeryüzü Sürgünleri, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından gelen Yunan işgaliyle birlikte, Ege coğrafyasında (Midilli ve çevresinde) yüzyıllardır komşu olarak, aynı denizi ve rüzgârı paylaşarak barış içinde yaşayan Türkler ve Rumların hikâyesini konu alıyor. Hasan, adanın kadim zeytinliklerinde çalışan, ekmeğini taştan çıkaran dürüst ve gururlu bir Türk genci. Sadece toprağa ve işine değil, adanın kültürüne, insanına da derinden bağlı. Savaşın ayak sesleri gelip o güzelim komşuluk ilişkileri çatırdamaya başladığında, Hasan hem sınıfsal zorluklarla hem de milliyetçilik rüzgarlarının getirdiği o acımasız ayrımcılıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Hasan adadan koptuktan sonra, gittikleri yeni topraklarda karşımıza çıkan yerel halk ve diğer göçmenler de var. Theo ve Nikolasias. Onlar da Hasan gibi savaşı istemeyen, barış içinde yaşamak isteyen kişiler. Bu karakterler üzerinden, yurdundan koparılan insanların trajedisine şahit oluyoruz. Savaş ve göç konulu pek çok kitapta genellikle keskin çizgiler vardır; bir taraf tamamen mağdurdur, diğer taraf ise acımasız düşman. Fakat yazar karakterleri siyah ve beyaz olarak ayırmamış. Yani "Türkler tamamen iyi, Rumlar tamamen kötü" ya da tam tersi bir durum yok. Theo da Nikolasias da Hasan da aslında aynı gökyüzünün altında barış içinde yaşamak istiyor. Herkes kendi trajedisinin, kendi korkularının kurbanı. Şule Akşun’un dili kullanma biçimi bir Ege melodisi gibiydi. Kitap acı bir dönemi anlatsa da bunu bağırıp çağırarak, ajitasyon yaparak yapmıyor. Midilli’nin zeytin ağaçlarını, mitolojik esintileri, denizin kokusunu öyle bir anlatıyor ki, sayfaları çevirirken o coğrafyanın hüznü içine işliyor. Edebi derinliği çok yüksek ama bir o kadar da akıcı ve zarif bir üslubu var. Kitabı kapattığımda içimde buruk bir his kaldı. Sanki uzun
Yeryüzü SürgünleriŞule Akşun · Destek Yayınları · 202627 okunma
Reklam
10/10
·416 syf.··
2026 4112. kitabı
Çok samimi ve içten bir anlatı. Okurken sanki bir tarihçinin değil de annesini özlemle anlatan bir evladın hatıralarını dinliyormuş gibi hissettim. Ortaylı, annesinin hayatını anlatırken aslında bir dönemin kültürünü, eğitim anlayışını ve aile yapısını da gözler önüne seriyor. Özellikle Şefika Hanım’ın güçlü, disiplinli ama aynı zamanda zarif karakteri çok etkileyiciydi. Kitapta en sevdiğim şeylerden biri, anlatımın sıcak ve doğal olmasıydı. Büyük olaylardan çok küçük anılar, günlük hayatın detayları ve aile içindeki ilişkiler anlatılıyor. Bu da kitabı daha gerçek ve dokunaklı yapıyor. Bazen hüzünlendiren, bazen de gülümseten anılar var. “Annem Şefika”, sadece bir anne portresi değil; aynı zamanda geçmişe, aileye ve hatıralara dair çok güzel bir saygı duruşu gibi. Sade ama etkileyici bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okurken insan kendi annesini ve çocukluğunu da düşünmeden edemiyor.
Annem ŞefikaNuriye Ortaylı · Kronik Kitap · 202666 okunma
Puan vermedi·293 syf.··
Beğendi
·
2026 81. kitabı
Hamnet benim için sessiz ama kalbin tam ortasına oturan kitaplardan biri oldu… Bitirdikten sonra uzun süre o duygudan çıkamadım. Filmini izlediğimde de aynı hüzün yeniden çöktü üzerime. Kitap, Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümünden ilham alıyor ama aslında merkezinde sadece Hamnet değil; bir ailenin yasla parçalanışı var. Özellikle Agnes karakteri… Sanırım beni en çok o etkiledi Doğayla kurduğu bağ, sezgileri, çocuklarına olan sevgisi ve kaybın ardından yaşadığı o tarifsiz boşluk çok gerçek hissettirdi. Filmde de o son sahne beni çok etkilemişti. Hamnet’in ikizi Judith ile olan bağı da çok dokunaklıydı. İkiz kardeşler arasındaki o görünmez bağ ve birinin eksilmesiyle dünyanın tamamen değişmesi… Kitap boyunca insanın içine işleyen bir kırılganlık vardı En sevdiğim şey şu oldu yazar büyük trajedileri bağırarak anlatmıyor. Tam tersine; sessizliklerle, küçük anlarla ve insanların birbirine dokunuşuyla anlatıyor. Bu yüzden daha da vurucu oluyor.. Kitabın 2020 Women’s Prize for Fiction ödülünü almasına hiç şaşırmadım açıkçası. Çünkü tarihi bir hikâye anlatırken aynı zamanda çok evrensel bir yas duygusu kuruyor. Anne olmak, kaybetmek, suçluluk ve sevgi… Hepsi çok yoğun ama çok zarif işlenmiş Yazardan daha önce “Esme Lennox Nasıl Yok Oldu”yu okumuştum ama “Hamnet” bende çok daha derin bir iz bıraktı sanırım. Yazar karakterlerin iç dünyasını anlatırken insanın içine dokunmayı gerçekten çok iyi biliyor. Hamnet bana göre ölümden çok, geride kalanların sevgisini ve yasını anlatan bir roman… Sessiz, şiirsel ve çok derin bir kitap
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,5bin okunma
Riske girmeyen, temiz bir final kitabı.
7/10
·432 syf.··
2026 263. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 03:02
Asalet ve İhtişam, Haberci serisinin final kitabı olarak genel anlamda başarılı bir kapanış oldu. Mükemmel değildi ama hikâyeyi büyük mantık hatalarına düşmeden, zarif ve tatmin edici bir şekilde sonlandırmayı başardı. Serinin bu kitabında da yeni sorunlar ve yeni çatışmalarla karşılaşıyoruz. Ana gizem tamamen ortadan kalkmıyor; aksine arka plandaki büyük olay örgüsü son ana kadar merak unsurunu korumayı başarıyor. Kitapla ilgili en büyük eleştirim ise yazarın serinin devam kitaplarında sık sık geçmiş olayları, karakterleri ve ırkları yeniden açıklama ihtiyacı hissetmesi oldu. Uzun aralarla okuyan biri için faydalı olabilir ancak ben kitapları arka arkaya okuduğum için bu bölümler zaman zaman ansiklopedi maddesi okuyormuşum gibi hissettirdi. Neyse ki bu kısımlar kitabın büyük bölümünü oluşturmuyor ve genel akıcılığı tamamen baltalamıyor. Duygusal tarafta ise yazar yine oldukça başarılıydı. Karakterlerin yaşadığı duygular bana kolayca geçti ve hikâyenin duygusal ritmine adapte olmakta hiç zorlanmadım. Bunun ne kadarının yazarın güçlü duygu aktarımından, ne kadarının benim onun anlatım tarzıyla kurduğum uyumdan kaynaklandığını bilmiyorum ama sonuç olarak duygusal sahneler benim için anlamlıydı. Tempo konusunda ise bazı sorunlar yaşadım. Özellikle bazı bölümlerde sıkıldım ve bazı diyalogların gereğinden uzun tutulduğunu düşündüm. Bu durum en çok savaş sahnelerinde dikkatimi çekti. Aksiyonun yükselmesi gereken anlarda uzun konuşmaların araya girmesi ritmi zaman zaman düşürdü. Final kitabı olduğu için olayların ve aksiyonun biraz daha ön planda olmasını beklerdim. Buna rağmen kitap final kısmında dağılan birçok serinin aksine oldukça kontrollü ilerliyor. Hikâyenin düğümleri çözülüyor, karakterlerin yolculukları anlamlı bir noktaya ulaşıyor ve kapanış genel olarak tatmin
Asalet ve İhtişamJennifer L. Armentrout · DEX Yayınları · 202538 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 251. kitabı
Gabriel García Márquez, büyülü gerçekçiliğin o efsanevi pusunu bu kez ömrün son düzlüğüne, yaşlılığın ve yalnızlığın o çıplak gerçekliğine doğru üflüyor. Kolombiyalı ustanın bu kısa ama sarsıcı son romanı, hayatı boyunca hiçbir kadınla karşılığını ödemeden, yani gerçekten aşık olmadan birlikte olmamış, taşra gazetesinde köşe yazarlığı yapan 90 yaşındaki bir gazetecinin sıra dışı doğum günü kutlamasını konu alıyor. Kendi deyimiyle "çirkin, utangaç ve çağ dışı" olan bu yaşlı adam, doksanıncı yaş gününde kendine bakire bir genç kızla geçireceği bir gece hediye etmek ister. Ancak genelev işleten eski bir tanıdığının aracılığıyla bulduğu o genç kızın (Delgadina) yatağında uyuya kalışını, onun masumiyetini ve nefes alışını izlerken, hayatı boyunca hiç tatmadığı o devasa, yıkıcı ve iyileştirici duyguyla—yani gerçek aşkla—ilk kez tanışır. Karşılığında tek kuruş ödemediği bu platonik ve sessiz aşk, yaşlı adamın ölümü bekleyen zihnini ve bedenini adeta yeniden canlandırır, ona ömrünün son demlerinde muazzam bir yaşama sevinci aşılar. Márquez, cinselliğin ve yaşlılığın tabularını altüst ederken, tabuların çok ötesinde varoluşsal bir yalnızlık komplosunu deşifre ediyor. Zamanın akışını, yaşlanmanın getirdiği o kaçınılmaz eksilmeyi ve ölümün gölgesini, her zamanki o lirik, büyüleyici ve zarif üslubuyla yumuşatıyor. *Benim Hüzünlü Orospularım*; adının kışkırtıcı duruşunun arkasında, aslında zamana karşı direnen en naif insani arzuyu saklayan; aşkın yaşının olmadığını değil, aşkın insanı ne zaman yakalarsa yakalasın onu yeniden doğuracak bir mucize olduğunu fısıldayan hüzünlü ve sarsıcı bir veda şarkısıdır.
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201925bin okunma
Reklam
Reklam