Biz tarihin en eski zamanlarından beri asil bir ırk olarak yaşadık. Biz lisanı Lâtin, vatanı Kelt, adı German olan piç bir millet değiliz. Dayak yerken de zafer zafer diye bağıran Golova horuzunu artık çok iyi tanıyoruz. O Golova horuzu ki bu kartalın sessizliğini miskinlik sanı-yor. Fakat Niğebolu, Akâ ve Çanakkale'yi unutmam.
Cihan harbi kimin harbedebileceğini, kimin edeme-yeceğini gösterdi. Cihan harbinde, artık harp istemiyoruz diye kütle halinde silâhla isyan eden ve kendi siperlerinin içinde kütle halinde imha olunan yegâne asker Fransız askeridir. Hem de bunu uzak ve yabancı cephelerde değil, vatanlarında, Fransa'da yaptılar.
Bu korkaklığı yapan ve millî kahraman diye tapındık-ları Jan Dark ve Napolyon'u düşmanlarına teslim ederek esarette öldüren Fransızların tehditleri bizi sadece güldürür.
Zarif zamparalardan mürekkep olan bu bezirgan ruhlu millet unutmamalıdır ki harp meydanında en mükemmel silâhları da kullanacak olanlar, onlarda pek az olan "erkek-ler'dir ve 10.000 000 kurt, 40.00.000 köpekten korkmaz...
Atsız Mecmue, Sayı: 15
Asmaî şöyle anlatıyor : " Benimle sohbet eden , fasih ve zarif konuşmasından istifade ettiğim bedevî bir genç vardı . Ona , ' Yüz bin dinara sahip olup da ahmak olmak seni mutlu eder miydi ? ' diye sordum . ' Vallahi hayır ! ' diye cevap verdi . ' Neden ? ' dedim . ' Ahmaklığım yüzünden suç işleyip malımın elimden gitmesinden ve bana ahmaklığımın kalmasından korkarım . ' dedi .
Oklar vücudu, hakaretler ise ruhu yaralar. Tatlı pastalar nefesin hoş kokmasını sağlar. Nasıl hava atılacağını bilmek büyük bir sanattır. Birçok şeyin bedeli kelimelerle ödenir.
Sonra aile yıkımlarında konuşma tarzı da çok mühim rol oynuyor. Önceden gayet zarif ve nâzik konuşmaların yerini sonradan gayet kaba sözler, hareketler alıyor. Söz ki rûhunözüdür, onun için buna çok dikkat etmek lazımdır. Zira saygılı, nezaketli görüşmeler muhabbetin cilâsıdır.
Keşküller bittikten sonra, boş kaplar masanın üzerinde dururken Leyla’nın ince uzun zarif parmaklı eli milim milim yaklaşıp genç adamın eline dokunduğunda sanki Michelangelo’nun Âdem’in yaratılışı freskindeki gibi tanrı ve insan birbirine değmiş oldu. Yürekleri aynı ritimde atmaya başlamıştı.