Bu yolun ucu, kötüsü gelirse, belki de ölene kadar sürecek Fizan, Taif, Yemen sürgünlerine bağlıydı. O zd- man bu yola girenler Padişah damatlıklarını, en büyük başkentlerdeki ataşemiliterlikleri, müşir paşalıkları peşin peşin tepmiş sayılıyordu. Kazanırlarsa hürriyete kavuşa- caklardı. Neydi bu hürriyet? Herkesin dilediğini yapma- SI... Nasıl uyuşur askerliğin sıkı düzeniyle, peki?... Bunu bile düşünmeye vakit kalmadan, akıl almayacak kadar kısa zamanda, iki yıl sonra, akıl almayacak kadar ko- laylıkla, birkaç telgraf çekilerek, kazanıldı hürriyet.. . -Cemil duvardaki resme daldı bir zaman...- Tuna'dan Bas- ra'ya, Sinop'tan Trablus'a uzanan koca Imparatorluğun gerçekten sahibi oluverdiklerini anlayamadan öldü Naz- mi, yirmi altı yaşında, çevrilmiş Edirne şehrini savunur- ken. .. Aç, hasta, umutsuz...* 13
. Cemil. şişenin mantarını disleriyle çekerken. yaşama denilen didinmeyi, umutlari umutsuzlukları, güvenleri gü- vensizlikleri, övünmeleri utanclarıyla, bir anda bitiren mi- nimini bir kurşunun akıl almaz gücüne, ömründe belki ellinci dela gercekten şaşıordu.
17
-Savaş, yalnız yürek işi değil de ondan galiba... Biz, Kanal'a suyu tulumlarla develerin sırtında götürdük! Topları, elli adımda bir, geriden alıp ileriye koyduğumuz kalasların üstünde sürükledik. Onlar Gazze önüne kadar su borulari doşediler belim kalınlığında... Toplarını tren- lere koyup getirdi. Gazze'de bizi, ne topcu yendi, ne atlı birlikler, ne sayı üstünlüğ... Bizim cepheyl. su borusuy- la tren yolu çökertti, boğa yılanları gibi kafalarını vura vura... Geçmişe yanmayı birakalım da, bundan sonra- sını düşünelim!
57
Biz mi? İIngilizlere Hinli. İtalyanlara Habeş, Fran- sızlara Cezayirli, Japoniara Çinli gibi görünürmüşüz... Bir - Alman subayı arkadaş söylemişti. Ya Amerikalılara, Almanlara...