İşte bu seferki sanat gerektiren bir görevdi. Aşk, sevgi, dostluk, güven... Böyle kaypak kavramlar kazık gibi metodlarla öğrenilecek şeyler değillerdi.....Bunların listesini çıkarırken de çok dikkatli davranmak şarttı. Çünkü aynı hareket ve eylemlerin nedeni nefret, delilik veya şantaj da olabilirdi pekala. Zaten sevgi için motivasyon içgüdüsünü saptamak hiçbir zaman kolay değildi. Hele sevgiyi şantajdan ayırmak hemen hemen olanaksızdı.
Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür; bizi ayıran küçücük bir köprü vardır o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: Bu köprüyü geçip bana gelir misin? İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin; sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer; bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar örülüverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın.
"Kır şu bardağı" diye düşündüm içimden."Çünkü imgesel bir hareket bu.Benim kendi içimde bardaktan çok daha önemli şeyler kırdığımı, bunu yapmaktan da mutlu olduğumu anlamaya çalış...kır şu bardağı, yalvarırım sana; ve bizi o lanetli önyargılardan, her şeyi açıklama, öte yandan yalnızca başkalarının onayladığı şeyleri yapma saplantısından kurtar."