"Ölme lütfen, hiçbir koşulda ölme çünkü sen çocuksun. Sen gidersen senin olduğun cümlelere utanmadan "ama"lar, "çünkü"ler, "belki"ler ekliyorlar. Vicdanların üstü örtülüyor. Konuşanlar susturuluyor ihmaller unutturuluyor ve senin gidişini olabildiğince sessizleştiriyorlar. Oysa Bir çocuk öldüğünde dünyanın çığlık çığlığa yas tutması gerekir. Koşulsuz, şartsız, gerekçesiz, bahanesiz yas tutması gerekir. Öldün daha önce, lütfen tekrar ölme! Bir sahile vurdun, bir savaşta vuruldun, bir sokakta kayboldun. Öldün daha önce. Bir cahilin elindeki silahla, bir sarhoşun kullandığı araçla, bir zalimin verdiği komutla, bir yardım elinin uzanamadığı açlıkla öldün. Seni hatırlıyorum çocuğum. Kırmızı balonlu fotoğrafınla, uçurtma uçurduğun gülüşünle, gökyüzüne bakışınla ve ölüme bakarken yüzündeki şaşkınlığınla... Unutursam ben niye varım? Senin gidişini durduramayan insan niye var? Vicdan niye var? Çocuklar ölüyorsa kalan Dünya ne işe yarar? Sen bize bakmaya devam ediyorsun. Gitmiş olsan bile, bıraktığın dünya bir cehenneme dönmesin diye seni ve sana olanları hatırlayalım istiyorsun..."