Bir koca dağ nasıl da bir kaval sesinde korkunç bir öfkeye geliyordu. Sofi böyle tuhaf, şaşkın şeyler düşünürken, şu insanoğluna akıl ermez, diyordu. Bir incecik kavaldan koskoca, kükremiş bir dağ çıkarıyorlar, diyordu. Şu insanlar, şu dünyada var oldukça her şeye akıl erdirecekler, kartalın uçuşuna, karıncanın yuvasına, ayın, günün doğuşuna, batışına, ölüme, kalıma, her şeye akıl sır erdirecekler. Karanlığa, ışığa, her şeye, her şeye akıl erdirecekler, tek insanoğluna güçleri yetmeyecek. Onun sırrına ulaşamayacaklar.
Kitabımız üniversiteden yeni mezun olup küçük bir köyde mesleğe başlayan "genç bir doktorun anıları" ndan bahsediyor.
Soğukla, cahil halkla, kendi içindeki sesle mücadelelerini akıcı ve etkileyici bir dille anlatıyor. Bazı sahneleri öyle güzel anlatmış ki sanki okumayıp izler gibi hissettim direkt gözümde canlandı.
Kitabın yazarı Mihail Bulgakov da bir doktor yani aslında kendi hayatındaki deneyimlerden yararlanarak bu kitabı oluşturmuş belki de bu yüzden bu kadar etkileyici bir kitap ortaya çıkmış.
Hayatını kurtardığı hastalar onu ziyarete gelip teşekkür ettiğinde mutlu olduğum, bazen halkın cahilliği karşısında şoklar geçirdiğim, "Morfin" hikayesinde Polyakov'un içler acısı durumunu kendi ağzından okurken duygulandığım, "Ben Birini Öldürdüm" hikayesinde doktor Yaşvin kötü kalpli Albay Leşçenko'yu öldürdüğünde gaza gelip havaya doğru "yaşasın be!" diye bağırdığım ve kitabımızın başkarakteri sevgili doktor Bomgard'ın içinde yaşadıklarını okurken yeri geldiğinde eğlendiğim yeri geldiğinde düşüncelere daldığım yeri geldiğindeyse hüzünlendiğim çok güzel bir kitaptı.
Okuyun okutturun anacığım çok güzel. Sizlere güzel okumalar diler ben de yeni kitaplara gideriimm.
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor ve benden saklıyor dünyayı. Bırakalım saklasın. Artık ihtiyacım yok ona, dünyada hiç kimsenin bana ihtiyacı olmadığı gibi...