Boyabatlı ile Cezayirli, padişahı dizlerine oturtup çırpınmasını önlemeye çalıştılar. Fakat padişah çok güçlüydü. Zapt edemediler. Göğsünden hançerlediler. Fahri Bey, Sultan Abdülaziz'in kollarını arkadan tuttu. Yozgatlı Mustafa Pehlivan ise keskin bir hançerle padişahın bileklerini kesmeye başladı. Olaya intihar süsü vereceklerdi. Ama hiçbir intiharda iki bilek birden kesilemezdi. Bilekleri kesilen eski padişah, İkinci Mabeyinci Fahri Bey'e son kez bakıp mırıldandı:
"Şu kestirmeye kıydığın eller, iki gün önce sana kıymetli bir sedef tesbih hediye etmemiş miydi?"
Neler neler yazmışım sana
Ey Sevgili
Neler neler
Dilimin döndüğünce
Kalemin yettiğince
İçimi açmışım sana
Sayfa sayfa
Düşüncelerimi iletmişim sana
Satır satır
Duygularımı anlatmışım sana
Tek tek
Ve öyle bir noktaya gelmişim ki artık
Hiçbir şey kalmamış söyleyecek...
"Hayat bazen ne acı, değil mi? İnsan hayatını seçemiyor. Hayat insanı seçiyor. Hayatta payına mutlulukların mı, mutsuzlukların mı düşeceğini bilmek mümkün değil. Kabul edip yola devam ediyorsun ama bu sefer de yol taşlı... Ya ayağına batıyor ya da yüreğine..."
Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince, Günler şu heyulayı da er geç silecektir, Rahmetle anılmak ebediyet budur amma, Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir..